TİCARET VE ŞİRKETLER HUKUKU

Ceza Kanunu Düzenlemeleri

25/12/2025 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANAN TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (11. YARGI PAKETİ) İLE GELEN DÜZENLEMELER NELERDİR?

5237 Sayılı Tük Ceza Kanunu (TCK) ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu(CMK) ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (İnfaz Kanunu)

5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri hakkında Kanun’da yapılan düzenlemeler ceza hukukunu ilgilendirdiğinden bu başlık altında incelenecektir.

5235 s. Kanun m.12’de yer alan “nitelikli dolandırıcılık (m. 158),” ibaresi kaldırılmıştır. Dolayısıyla artık nitelikli dolandırıcılık suçu ağır ceza mahkemelerinin görevi kapsamından çıkarılarak asliye ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Suçun mahiyeti ve öngörülen ceza sınırı gözetildiğinde nitelikli dolandırıcılık suçunun ağır ceza mahkemelerinin görev alnından yargı yükünün azaltılması amacıyla çıkarılmasının isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Halihazırda görülmekte olan davalar bakımından ise Kanun’a Geçici Madde 7 eklenmiştir: “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte ağır ceza mahkemelerinde görülmekte olan davalarda veya istinaf ya da temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarda nitelikli dolandırıcılık (m. 158) suçlarına bakan mahkemenin görevinin bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştiği gerekçesiyle görevsizlik veya bozma kararı verilemez. Bu davalara kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki göreve ilişkin kurallara göre bakılmaya devam olunur.” Denilerek görülmekte olan davalar bakımından görevli mahkeme ağır ceza mahkemesi olacağı ifade edilmiştir.

Türk Ceza Kanunu

       I.          TCK m.32 – m.57

TCK m.32/2’de yer alan düzenleme “Akıl Hastalığı” başlığı altında ceza sorumluluğunu etkileyen halleri düzenler. 11. Yargı Paketi ile bu maddenin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yapılan değişiklik, teknik olarak küçük bir kelime değişimi gibi görünse de uygulama açısından “takdir yetkisinden” “yasal zorunluluğa” geçişi ifade eder. Bu fıkra, kişinin işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olduğu (tamamen ortadan kalkmadığı) durumları kapsar. Maddenin eski halinde “güvenlik tedbirine hükmolunabilir.” İbaresi yer alırken yeni düzenleme ile “Kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.” Denmek suretiyle hâkimin takdir yetkisi kaldırılmış ve bu hallerde de güvenlik tedbirine hükmolunacağı ifade edilmiştir. Artık hâkim, 32/2 kapsamında ceza indirimi yaptığı bir sanık için “akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine” (TCK m. 57) karar vermek zorundadır.

TCK’nin 57 nci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş ve altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

“Ancak, hakkında 32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları için kurumda geçirilecek süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda bir yıldan, üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda ise altı aydan az olamaz.”

TCK 32/1 kapsamında “tam akıl hastalığı” nedeniyle ceza sorumluluğu olmayan kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmediliyordu. Kişi hastaneye yattıktan sonra, sağlık kurulu “iyileşti” veya “tehlikeliliği kalmadı” raporu verdiği anda mahkeme kararıyla hemen tahliye edilebiliyordu. Teorik olarak, çok ağır bir suç işleyen bir kişi, 1 ay sonra rapor alıp serbest kalabilirdi. Artık doktor raporu “iyileşti” dese bile, ceza miktarı gözetilerek kişinin kurumda geçirmesi gereken mutlak asgari süreler belirlendi.

  Ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis gerektiren suçlarda: En az 1 YIL.

  Üst sınırı 10 yıldan fazla hapis gerektiren suçlarda: En az 6 AY.

     II.          TCK m.75- Önödeme

TCK’nin 75 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“2. Hakaret (üçüncü fıkranın (a) bendi hariç, madde 125),”

Hakaret suçu (kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret hariç), uzlaştırma kapsamından çıkarılarak Önödeme kapsamına dahil edildi. Artık şüpheliye bir tebligat gönderilir. Şüpheli, yasada belirlenen (günlük adli para cezasının alt sınırı üzerinden hesaplanan) bedeli devlet hazinesine öderse, hakkında dava açılmaz ve soruşturma takipsizlikle sonuçlanır. Kamu görevlisine karşı, görevinden dolayı işlenen hakaret suçu bu düzenlemenin dışında tutulmuştur. Bu suç tipinde ne uzlaştırma ne de önödeme uygulanır; doğrudan kamu davası açılır.

   III.          TCK’nin 89-155-170 ve 220. Maddeleri – Ceza miktarlarının Düzenlenmesi

TCK m.89/1 taksirle yaralama suçunun basit halini oluşturmaktadır. Kanun’da öngörülen ceza 3 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası idi. Cezanın alt ve üst sınırında değişiklik yapılarak ceza 4 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası olarak değiştirildi. Madde 89/4’te ise birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verilmesi hali düzenlenmiş olup burada da 6 aydan 3 yıla kadar olan hapis cezası 9 aydan 5 yıla çıkarıldı. Bu da artık taksirle yaralama suçlarında sanığın asgari süre de olsa kapalı cezaevine girmesi ihtimalini oldukça güçlendirmiştir.

TCK m.155’te düzenlenen güveni kötüye kullanma suçuna 3.fıkra eklenmeden önce suçun konusunun “taşıt” olması özel bir artırım sebebi değildi. Temel fıkra (m. 155/1 veya 2) üzerinden ceza veriliyordu. Maddeye 3. fıkra eklendi: Suçun konusu motorlu kara, deniz veya hava taşıtı ise ceza 1 kat artırılır.

TCK m.170 – Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması suçunda kontrolsüz silah kullanımına karşı yaptırımlar ağırlaştırıldı. 6 aydan 3 yıla kadar olan temel ceza 1 yıldan 5 yıla çıkarıldı. 1.fıkraya eklenen düzenleme ile Ses ve gaz fişeği atan silahlarla ateş açılmasına 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası getirildi. Ayrıca maddeye eklenen 2.fıkra uyarınca suçun kişilerin toplu olarak bulunduğu yerlerde (düğün, konser, meydan vb.) işlenirse ceza yarı oranında artırılır.

TCK m.220 – Suç Örgütü Kurma ve Yönetme başlıklı maddesinde birinci fıkrasında yer alan “dört yıldan sekiz yıla” ibaresi “beş yıldan on yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “dört yıla” ibaresi “beş yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “dörtte birinden yarısına kadar” ibaresi “yarısı oranında” şeklinde değiştirilmiş ve beşinci fıkrasına birinci cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması halinde, örgüt yöneticilerine yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır.”

Örgüt Kurma/Yönetme: 4-8 yıldı. 5 yıldan 10 yıla çıkarıldı.

Üyelik: Üst sınır 4 yıldı. Üyelik: Üst sınır 5 yıla çıkarıldı.

Silahlı Örgüt: 1/4’ten 1/2’ye kadar artırım vardı. Artırım sabitlenerek Yarı oranında yapıldı.

Bunlarında yanında eklenen yeni madde ile Örgüt faaliyetinde çocuklar araç olarak kullanılırsa, yöneticinin cezası yarıdan bir katına kadar artırılır. Bu düzenleme, suç örgütlerinin cezai ehliyeti olmayan çocukları kullanarak eylem yapmasını (torbacılık, kuryelik vb.) ağır bir yaptırıma bağlamıştır.

    IV.          TCK m.223- Ulaşım Araçlarının Hareketinin Engellenmesi, Kaçırılması veya Alıkonulması

TCK m. 223’te yapılan bu değişiklik, hem suçun kapsamını genişletiyor hem de cezaları ulaşım aracının türüne (kara, deniz, demiryolu, hava) göre kademelendirerek daha ağır yaptırımlar öngörüyor. Özellikle “hareketin engellenmesi” fiilinin başlığa ve metne eklenmiştir. Suçun adı “Ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması” idi. Odak noktası aracın zorla bir yere götürülmesi veya tutulmasıydı. Başlığa “hareketinin engellenmesi” ibaresi eklendi. Artık aracın bir yere kaçırılmasına gerek yok; sadece olduğu yerde hareket etmesini engellemek veya seyir halindeyken durdurmak da bu spesifik suçun kapsamına net bir şekilde dahil edildi.

Yeni metin, ulaşım araçlarını toplumsal risk ve operasyonel zorluk derecesine göre üç gruba ayırarak cezaları artırmıştır:

Araç TürüEylem: Engelleme / DurdurmaEylem: Başka Yere Götürme (Kaçırma)
Kara Aracı1 Yıldan 3 Yıla Hapis2 Yıldan 5 Yıla Hapis
Deniz / Demiryolu3 Yıldan 7 Yıla Hapis (Genel)3 Yıldan 7 Yıla Hapis (Genel)
Hava Aracı5 Yıldan 10 Yıla Hapis7 Yıldan 12 Yıla Hapis

Maddenin en çok tartışılan ve hukuk devleti ilkesi açısından önem arz eden kısmı son fıkradır. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu (2911 s.K.) kapsamında yapılan eylemlerde yolun trafiğe kapanması gibi durumlarda, bu madde ile 2911 sayılı Kanun arasındaki ilişki yargı kararlarıyla çözülmeye çalışılıyordu. Kanuna açık bir hüküm eklendi: Usulüne uygun düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında kara, deniz veya demiryolu aracının hareketinin engellenmesi bu suçu oluşturmayacaktır.

Ceza Muhakemesi Kanunu

    I.          CMK m.128/A – Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma

CMK’ya yeni eklenen 128/A maddesi, bilişim yoluyla işlenen finansal suçlarla mücadelede “hız” sorununu kökten çözmeyi amaçlayan, ceza muhakemesi hukukumuza “dinamik müdahale” imkanı getiren bir düzenlemedir. Özellikle dolandırıcılık ve siber hırsızlık vakalarında paranın dakikalar içinde onlarca farklı hesaba (veya kripto cüzdana) dağıtılması, eski usul elkoyma mekanizmalarını (CMK 128) işlevsiz bırakıyordu. Bu madde, bu hıza yanıt vermek için tasarlanmıştır. Madde metni aşağıdaki şekildedir:

“(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;

a) Nitelikli hırsızlık (madde 142, fıkra iki, bent e),

b) Nitelikli dolandırıcılık (madde 158, fıkra bir, bent f ve l),

c) Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (madde 245),

suçlarının işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın kırksekiz saate kadar askıya alınmasına ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından karar verilebilir.

(2) Askıya alma işlemi ve hesap hareketleri, ilgili malî kurum tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir. Askıya alma işlemi ayrıca hesap sahibine de bildirilir. Hesap sahibi, askıya alma işleminin kaldırılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvurabilir. Cumhuriyet savcısı, başvuru hakkında yirmidört saat içinde karar verir.

(3) Askıya alma işlemi tamamlanmadan suça konu menfaatin başka bir malî kuruma transfer edildiğinin tespit edilmesi halinde bu durum, askıya alma işleminin yapılabilmesi için banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından ilgili malî kuruma gecikmeksizin bildirilir.      

(4) Birinci fıkra uyarınca malî kurum tarafından askıya alınan veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine askıya alınan hesapta bulunan suça konu menfaate hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle askıya alma süresi içinde elkonulabilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkar. Bu madde hükümlerine göre elkoyma işlemi yapılabilmesi bakımından 128 inci maddede belirtilen rapor alma şartı aranmaz.

(5) Elkonulan suça konu menfaat, suçtan zarar gören mağdura ait olduğunun anlaşılması halinde soruşturma veya kovuşturma evresinde sahibine iade edilir.

(6) Bu madde uyarınca askıya alma işlemine karar veren gerçek ve tüzel kişiler, hukukî bakımdan sorumlu tutulmaz.

(7) Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısından istenen bilgi veya belgenin on gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunludur. İstenen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısına elli bin Türk Lirasından üç yüz bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.”

CMK 128 uyarınca bir hesaba elkonulabilmesi için ilgili kurumlardan (MASAK, BDDK, SPK vb.) rapor alınması gerekiyordu. Bu raporların gelmesi haftalar sürüyordu. Bankalar, yargı kararı olmadan hesabı dondurduklarında “ticari itibarın zedelenmesi” veya “tazminat sorumluluğu” korkusuyla hareket edemiyordu. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının (borsaların) statüsü ve müdahale yetkisi net değildi. Savcılık kararı bankaya ulaşana kadar para çoktan kripto cüzdanlara veya yurt dışı hesaplarına kaçırılmış oluyordu. Artık yeni düzenleme ile Banka, ödeme kuruluşu veya kripto borsası, makul şüphe gördüğü anda (örneğin bir hesaba olağan dışı ve şüpheli bir para girişi olduğunda) hesabı 48 saat boyunca dondurabiliyor. Elkoyma işlemi için rapor zorunluluğu aranmıyor. Düzenleme sadece bankaları değil, kripto varlık hizmet sağlayıcılarını da açıkça sorumlu ve yetkili kılıyor.

Suçlar sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmıştır. Bunlar: Bilişim sistemleri kullanılmak suretiyle nitelikli hırsızlık, Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarıdır. Esasen bu düzenleme mülkiyet hakkına bir müdahaledir; ancak bilişim suçlarındaki “kamu yararı” ve “zararın önlenmesi” zorunluluğu bu müdahaleyi meşrulaştıran temel argümandır.

     II.          CMK m.250 – Seri Muhakeme Usulü

Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “(madde 170)” ibaresi “(madde 170, birinci ve üçüncü fıkra)” şeklinde değiştirilmiştir. Dolayısıyla Sadece m. 170’in birinci ve üçüncü fıkraları seri muhakeme kapsamında kaldı. M.170/2’de düzenlenen suçun toplu yerlerde işlenmesi hali kapsam dışı bırakıldı.

   III.          CMK m.253 – Uzlaştırma

TCK 155’teki güveni kötüye kullanma suçunun tamamı uzlaştırma kapsamındaydı. Yeni ihdas edilen üçüncü fıkra (Suçun konusunun taşıt olması) uzlaştırma kapsamından çıkarıldı. Dolayısıyla arabanızı kiralayıp kaçıran veya emanet alıp satmaya çalışan kişiyle artık “uzlaşma” masasına oturamayacaksınız; bu kişi doğrudan kamu davası ile yargılanacak. CMK 253/3’te yapılan değişiklikle, hakaret suçu (TCK 125) tamamen bu listeden çıkarıldı. TCK m.75’te yapılan düzenleme ile önödeme kapsamına alındı.

Ayrıca fıkraya bu cümle eklenmiştir: “Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.”

Normalde, uzlaştırma kapsamındaki bir suç, kapsam dışı bir suçla birlikte işlenirse uzlaştırma yapılamazdı. Ancak yeni düzenleme ile eğer bir suç Önödeme kapsamındaysa (örn: Hakaret) ve diğeri Uzlaştırma kapsamındaysa (örn: Basit Yaralama) ve bunlar aynı kişiye karşı işlenmişse; artık “önödeme var diye uzlaştırma yapılamaz” kuralı işlemeyecek. Uzlaştırma kapsamındaki suç için süreç işletilecek.

Ayrıca uzlaşmanın sağlanmış olduğu dosyalar bakımından CMK’ye Geçici Madde 8 eklenmiştir: “Soruşturma veya kovuşturma evresinde olup da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla uzlaşmanın sağlanmış olduğu dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır.” Diğer bir deyişle Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla “uzlaşmanın sağlanmış olması” durumunda rapor imzalandıysa artık kanun değişti önödeme kapsamına alındı denilemeyecek, ancak uzlaştırmacı atanmış ama eğer dosya uzlaştırmacıdaydı ama taraflar henüz raporu imzalamadıysa (yani uzlaşma henüz sağlanmadıysa), bu geçici madde devreye girmez. Bu durumda dosya uzlaştırmacıdan geri çekilir ve savcılık tarafından Yeni Önödeme (TCK 75/6-a-2) kuralları uygulanır.

    IV.          CMK m.280- Bölge Adliye Mahkemesinde İnceleme ve Kovuşturma

Yapılan değişiklikle Bölge Adliye Mahkemelerinin (BAM) yetkisi genişletilmiştir. Eski düzenlemede BAM m. 289/1 (g) ve (h) bentleri söz konusu olduğunda dosyayı yerel mahkemeye bozarak gönderemiyordu.

  (g) Bendi: Hükmün gerekçeyi içermemesi.

  (h) Bendi: Savunma hakkının sınırlandırılmış olması.

Yani Eğer yerel mahkeme kararında hiç gerekçe yazmamışsa veya sanığın savunma hakkını ağır şekilde kısıtlamışsa; BAM dosyayı “bu eksikleri gider” diye geri gönderemiyor, mecburen duruşma açıp bu eksikliği bizzat kendisi gidermek zorunda kalıyordu. Ayrıca BAM bu düzenlemenin aksine dosyayı bozarak ilk derece mahkemesine gönderirse bu durumda yapılan yargılamalar görevsiz mahkemeler tarafından yapmış sayılarak Yargıtay tarafından bozma kararı veriliyor ve yargılamaların haddinden fazla uzamasına sebebiyet veriyordu.

Yeni düzenleme ile Artık BAM, yerel mahkeme kararında gerekçe yoksa (m. 289/1-g) veya savunma hakkı kısıtlanmışsa (m. 289/1-h), dosyayı doğrudan BOZABİLECEK ve yeniden görülmek üzere yerel mahkemeye geri gönderebilecektir.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (İnfaz Kanunu)

İnfaz Kanunu Geçici 10.maddesinde değişiklikler yapılmıştır. Geçici 10. madde, hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna ayrılma ve denetimli serbestlikten erken yararlanma şartlarını düzenliyordu. Yapılan değişiklikle, aşağıdaki suçları işleyenlerin bu “istisnai ve kolaylaştırılmış” infaz rejiminden yararlanması engellenmiştir:

  Kasten Öldürme (TCK 82/1-d, e, f): Üstsoy, altsoy, eş, boşandığı eş, çocuk veya hamile olduğu bilinen kadına karşı işlenen nitelikli öldürme suçları artık Geçici 10. madde avantajlarından yararlanamayacak.

  Deprem Kaynaklı Ölümler: Deprem nedeniyle yıkılan veya hasar gören binalardaki ölümlerden sorumlu olanlar (müteahhitler, yapı denetim sorumluları vb.) bu madde kapsamındaki infaz avantajlarının tamamen dışına itilmiştir.

  Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar: TCK 102, 103 ve 104/2-3 (çocukların cinsel istismarı ve nitelikli cinsel saldırı) suçları artık Geçici 10. madde kapsamındaki erken tahliye veya açık cezaevi geçişlerinden faydalanamayacak.

Ayrıca “Tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle” ibaresi eklenerek, belirleyici kriterin “suçun işlenme tarihi” olduğu yasal olarak düzenlendi. Bu, derdest (devam eden) dosyalar ve infazı süren tüm dosyalar için hukuki belirlilik sağladı. Suç tarihi esas alınarak halihazırda yargılaması devam eden dosyalar bakımından da uygulanmasının önü açılmıştır.

Örneğin bir kişinin, 2023 yılı Temmuz ayı öncesinde (kanunun belirlediği sınır tarih) “Nitelikli Hırsızlık” (TCK 142) veya “Resmi Evrakta Sahtecilik” (TCK 204) suçundan 6 yıl hapis cezası aldığını ve cezasının kesinleştiğini varsayalım. Hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik gibi suçlar; yeni düzenlenen “istisna” listesinde (kasten öldürme, cinsel suçlar, deprem suçları vb.) yer almaz. Suç, kanunda belirtilen tarihten önce işlenmiştir ve Hükümlü cezaevinde disiplin suçu işlememiş, “iyi halli” biridir. Bu durumda Çok daha kısa bir sürede (veya doğrudan) açık cezaevine ayrılabilir, Koşullu salıverilmesine 3 yıl veya daha fazla süre kala denetimli serbestliğe ayrılarak tahliye olabilir.

Diğer Kanunlarda yapılan düzenlemeler

25/12/2025 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANAN TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (11. YARGI PAKETİ) İLE GELEN DÜZENLEMELER

5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu

5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu m.62’nin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere yeni fıkra eklenmiştir. Buna göre:

Birlik yönetim kuruluna 30 günlük bir onay/red süresi verildi. Eğer tarife Bakanlık görüşüne tabi ise, görüş sorulduğunda bu 30 günlük süre durur, cevap geldiğinde kaldığı yerden devam eder. Mülki idare amiri (Vali/Kaymakam) veya yardımcısı başkanlığında; Ticaret İl Müdürlüğü, Defterdarlık, Belediye ve meslek odalarından oluşan geniş katılımlı bir komisyon kuruldu. Komisyon, itiraz edilen veya Bakanlığın olumsuz görüş verdiği tarifeyi 15 gün içinde karara bağlamak zorunda. Yani komisyon artık bir “tavsiye” mercii değil, bir “karar” mercii konumundadır. Komisyon değerlendirmesini yaparken sadece maliyetlere ve kâr marjına bakmayacak; aynı zamanda Orta Vadeli Programda (OVP) yer alan enflasyon hedeflerini de dikkate alacak. Bu, esnaf tarifelerinin genel ekonomi politikasıyla doğrudan ilişkilendirilmesidir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (Sigorta Kanunu)

Sigorta Kanunu Geçici Madde 111 eklenmiştir: “Bu Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında 1/1/2016 tarihinden önceye ait olup ödenmemiş genel sağlık sigortası primleri ile gecikme cezası ve gecikme zammı gibi ferî alacaklarının tamamının tahsilinden vazgeçilir. Bu maddenin yayımlandığı tarihe kadar söz konusu süreler için ödenmiş olan primler iade ve mahsup edilmez.”

Bu düzenleme kamuoyunda “GSS Prim Borcu Affı” olarak bilinen ve özellikle gençleri, işsizleri veya herhangi bir sigortalılığı bulunmayan geniş bir kitleyi ilgilendiren bir “borç silme” düzenlemesidir. Düzenleme herkesi değil, sadece 5510 sayılı Kanun’un 60/g maddesi kapsamındakileri kişileri ilgilendirmektedir.

  60/g Kimdir? Herhangi bir kapsamda (4/a, 4/b, 4/c) sigortalı olmayan, bakmakla yükümlü olunan kişi sıfatı bulunmayan ve GSS primini kendi ödemekle yükümlü olan vatandaşlardır. Genelde “gelir testi” yaptıran veya yaptırmadığı için en üst sınırdan borçlanan kitleyi ifade eder.

  Hangi Borçlar? Sadece 1 Ocak 2016 tarihinden öncesine ait borçlar.

6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanunun (Ödeme Sistemleri Kanunu)

Ödeme Sistemleri Kanununun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasına “müşteri kimliğinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “biyometrik yöntemlerle veya elektronik kimlik doğrulama kabiliyetini haiz kimlik belgeleriyle” ibaresi eklenmiştir. Bu değişiklik ile müşteri kimliğinin doğrulanmasında 1. Biyometrik Yöntemler: Yüz tanıma, parmak izi özeti gibi kişinin fiziksel özelliklerini dijital olarak doğrulayan sistemler. 2. E-Kimlik Doğrulama: Yeni nesil çipli kimlik kartlarının (NFC teknolojisi ile) doğrudan telefon/cihaz üzerinden okunması şeklinde gerçekleştirileceği düzenlenmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu -VUK

VUK’a Geçici Madde 37 eklenmiştir. Buna göre, 2025, 2026 ve 2027 yıllarında (geçici vergi dönemleri dahil), enflasyon düzeltmesi şartları (o %100 ve %10 kriterleri) oluşsa dahi mali tablolar düzeltmeye tabi tutulmayacak. Cumhurbaşkanı, bu erteleme süresini 3 hesap dönemi daha uzatmaya yetkilidir (Yani bu mola 2030’a kadar sürebilir). Bu erteleme, finans sektörü (Bankalar, sigorta şirketleri, finansal kiralama şirketleri vb.) ve kayıtlarını yabancı para birimiyle tutanlar için geçerli değil. Onlar düzeltme yapmaya devam edecekler. Bankalar ve finans kuruluşları, Geçici 33/4 kapsamında zaten düzeltmenin vergi etkisinden (kazanç/kayıp yazma) muaf tutulmuşlardı. Bu madde ile Geçici 33/4 kapsamındaki finans kuruluşlarının da bu düzenlemeden yararlanacağı ifade edilerek Finans sektörünün de diğer tüm mükellefler gibi 2025’ten itibaren 3 yıl boyunca (Cumhurbaşkanı uzatmazsa) enflasyon düzeltmesi de yapmayacağı ifade edilmiştir.

Elektronik Haberleşme Kanunu Düzenlemeleri

25/12/2025 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANAN TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (11. YARGI PAKETİ) İLE GELEN DÜZENLEMELER NELERDİR?

5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu

       I.          Elektronik Haberleşme Kanunu m.50- Abonelik sözleşmeleri

Elektronik Haberleşme Kanununun 50 nci  maddesine yedinci fıkrasından sonra gelmek üzere fıkralar eklenmiş, maddenin mevcut sekizinci fıkrası buna göre teselsül ettirilmiş ve madde değiştirilmiştir. Bu kapsamlı değişiklik, özellikle dolandırıcılık, yasa dışı bahis ve terör faaliyetlerinde kullanılan “açık hat” veya “hayalet hat” sorununu kökten çözmeyi hedeflemektedir.

Buna göre:

E-Kimlik Zorunluluğu: Sadece “resmi” olması yetmez; belgenin elektronik kimlik doğrulama kabiliyetine sahip olması şart koşuluyor. Kimlik belgesine ek olarak yüz veya parmak izi özeti gibi biyometrik veriler veya güvenli şifrelerle doğrulama yapılacak. Yabancı uyruklu kişilerin abonelikleri doğrudan Göç İdaresi Başkanlığı (GİB) verileriyle teyit edilecek. Uzaktan abonelik yapan yabancıların konum verileri, işlemin güvenilirliğini teyit etmek için GİB ile paylaşılacak. Bu düzenleme, sınır ötesinden veya sahte konumlarla hat açılmasını engellemeyi amaçlıyor.

3 Ayda Bir Denetim: İşletmeciler (Turkcell, Vodafone, Türk Telekom vb.), tüm abonelerin yaşayıp yaşamadığını veya tüzel kişiliğin sona erip ermediğini 3 ayda bir sorgulamak zorunda. Vefat eden veya kapanan şirketler üzerine kayıtlı hatlar ise sistem tarafından tespit edilip otomatik olarak kesilecek. Bu, suç örgütlerinin “sahipsiz” hatları kullanma alanını daraltıyor.

Kişi Başı Limit: BTK (Kurum), bir kişinin veya şirketin üzerine açabileceği maksimum hat sayısını belirleyecek. İşletmeci bu limiti aşan abonelik yapamayacak. Bir cihazda (IMEI) kullanılan abone numarası sayısı Kurum tarafından belirlenen sınırı aşarsa, o cihaza hizmet verilmeyecek. Bu, dolandırıcılıkta kullanılan “multi-SIM” cihazlarla mücadele için getirilmiş teknik bir bariyerdir.

Artık bir hat üzerinden işlenen suçta, “haberim yoktu, başkası açmış” savunması, biyometrik doğrulama zorunluluğu nedeniyle geçerliliğini büyük oranda yitirecektir.

     II.          Elektronik Haberleşme Kanunu m.60 – Kurumun yetkisi ve idarî yaptırımlar

Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 60. maddesinde yapılan bu köklü değişiklikler m.50 kapsamında yapılan düzenlemelerle bağlantılı olarak düzenlenmiştir. Eskiden idari para cezaları genellikle işletmecinin net satışları üzerinden genel oranlarla belirlenirdi. Yeni düzenleme ile doğrudan eylem odaklı ve birim bazlı bir cezalandırma sistemi getirilmiştir.

Kimlik Doğrulama Hatası (50/8-9): Usulsüz açılan her hat başına 75.000 TL. (Örneğin; bir bayinin sahte kimlikle 100 hat açtığı tespit edilirse operatör 7,5 Milyon TL ceza ile karşı karşıya).

Hat Sınırı İhlali (50/10): BTK’nın belirlediği limitin üzerinde açılan her hat başına 40.000 TL.

Cihaz Limit İhlali (50/11): Usulsüz kullanılan her cihaz başına 200.000 TL ile 500.000 TL arası.

Toplam ceza, işletmecinin bir önceki yıl net satışlarının binde 7,5’ini geçemez; ancak her durumda en az 1 Milyon TL olur.

Bu düzenleme ile ayrıca dolandırıcılık ve siber hırsızlık vakalarında paranın dondurulmasından (CMK 128/A) sonraki ikinci en önemli operasyonel adımdır. Soruşturma aşamasında hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca varsa savcı emri ile Nitelikli hırsızlık (bilişim), dolandırıcılık ve kart dolandırıcılığı suçlarında kullanılan hatlarda işletme tarafından haberleşmenin hizmeti kesilir. Savcı emriyle yapılan kesme işlemi 24 saat içinde hâkime sunulur; hâkim 48 saat içinde karar verir. Eğer operatör bu emre rağmen hattın bağlantısını kesmezse, Cumhuriyet Savcısı işletmeciye 50 bin TL ile 300 bin TL arası doğrudan idari para cezası verir.

Ek olarak, Savcı veya hâkim tarafından istenen bilgi/belgenin 10 gün içinde verilmesi şarttır. Göndermeyen veya eksik gönderen operatöre yine savcı tarafından 50 bin TL ile 300 bin TL arası ceza kesilir. CMK 128/A (para dondurma) ve EHK 60/18 (hat kesme) maddeleri birlikte okunduğunda; 11. Yargı Paketi’nin siber dolandırıcıları hem finansal hem de operasyonel olarak ortadan kaldırmayı amaçladığı görülmektedir.

   III.          Elektronik Haberleşme Kanunu Geçici Madde 8 – Abonelik kayıtlarının güncellenmesi

Kanuna eklenen Geçici Madde 8 ile önceki değişiklikler kapsamında abonelik kayıtlarının güncellenmesindeki esaslar belirtilmiştir. Buna göre:

  • Yabancı Uyruklu Aboneler

Mevcut tüm yabancı aboneler için 6 + 6 aylık bir güncelleme süresi başlıyor. Bu süre içinde yabancı uyruklu kişi, operatörüne gidip biyometrik doğrulama (yüz taraması/parmak izi) ile kaydını güncellemek zorunda. Güncelleme yapmayan veya kimliği teyit edilemeyen yabancıların hatları, sürenin bitiminden itibaren 1 ay içinde kapatılacak.

  • Hat Sayısı Sınırlaması

BTK 6 ay içinde bir kişinin (veya tüzel kişinin) adına açabileceği maksimum hat sayısını belirleyecek. Limit fazlası hattı olanlara 6 + 6 aylık bir “tasfiye” süresi verilecek. Abone, fazla hatlarını kendisi kapatmaz veya devretmezse; operatör en eski tarihli abonelikleri koruyacak, limit fazlası olan yeni tarihli hatları otomatik olarak kesecektir.

  • Maliyet/Muafiyet

Limit fazlası hatların kapatılması veya devredilmesi durumunda; Vergi ve harç alınmayacak, Cayma bedeli (taahhüt bozma cezası) işletilmeyecek, Cezai şart veya benzeri yükümlülükler doğmayacak. Bu, mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi dengelemek ve süreci hızlandırmak için getirilmiş bir hükümdür.

  • Operatörler İçin “Hat Başına” Ceza

Kaydı güncellemeyen veya fazla hatları kesmeyen operatöre, her bir hat başına 20.000 TL idari para cezası verilecek. Bu, operatörleri bayilerini çok sıkı denetlemeye zorlayan bir hükümdür.

İcra İflas Yargı Paketi Düzenlemeleri

25/12/2025 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANAN TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (11. YARGI PAKETİ) İLE GELEN DÜZENLEMELER

2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)

I.          7571 s. K. m.1- İhalenin Feshi Talebi

Kanunun 1.maddesindeki düzenleme: “İcra ve İflas Kanununun 134 üncü maddesinin ikinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ve dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir.

“Belirtilen kişiler dışında kalan kişilerce ihalenin feshinin talep edilmesi halinde mahkemece ihalenin feshi talebi dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilir.”

“Teminatın veya üçüncü fıkra uyarınca yatırılması gereken harcın yatırılmaması veya eksik yatırılması suretiyle ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde mahkeme tebliğ edeceği muhtırada, iki haftalık kesin süre içinde teminatın veya harcın ikmal edilmesini, aksi hâlde ihalenin feshi talebinin dosya üzerinden kesin olarak reddedileceğini bildirir. Mahkeme, süresi içinde teminat veya harç ikmal edilmediği takdirde derhal ihalenin feshi talebini reddeder.”

İhale süreçlerinde ihale ile hiçbir ilgisi olmadığı halde kötüniyetli üçüncü kişiler ihalenin feshini talep ederek sürenin uzamasına sebebiyet vermekte ve uzun süren yargılamalar dolayısıyla alıcı taşınmaza uzun süre kavuşamazken alacaklı da uzun süren yargılamalar sebebiyle alacağına kavuşamamaktadır. Bu sebeple kötüniyetli üçüncü kişilerin yargılamayı uzatmaya yönelik girişimlerinin azaltılması amacıyla ve yargılamaların da uzun sürmemesi için böyle bir düzenleme getirilmiştir.

       Sonuç olarak ihalenin feshini isteyebilecek kişilerin kapsamı netleştirilmiş ve bu sayılan kişiler dışında ihalenin feshinin talep edilmesi halinde uzun yargılamalara gerek olmaksızın mahkemenin duruşma açmaksızın dosya üzerinden ve kesin olarak davayı reddedeceği düzenlenmiştir. Ayrıca, fesih talep edenlerin ihale bedeli üzerinden %5 teminat yatırması ve nispi harcın yarısını peşin ödemesi zorunluluğunda mahkemece 2 haftalık süre verileceği ve bu süre içerisinde teminat veya harcın yatırılmaması halinde ihalenin feshi talebinin reddedileceği açıkça düzenlenmiştir.

     II.          7571 s. K. m.2- Tasarrufun iptalinde karşılıksız kazandırmalar

Kanunun 2.maddesindeki düzenleme ile borçlu tarafından alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yapılan karşılıksız kazandırmaların kapsamı genişletilmiştir. Düzenleme şöyledir: “MADDE 278- Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir.

Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır:

a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar.

b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler.

c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.”

KriterEski (2004 s. Kanun)Yeni (11. Yargı Paketi)
Bağışlama Süresi2 Yıl1 Yıl
Kapsamdaki KişilerSadece eş ve kan hısımları+ Eski eş (son 1 yıl), + Ev arkadaşları
Karine YapısıMutlak/Sert (Geri dönülmez gibi)Aksini ispat mümkün (Esnek/Savunma hakkı odaklı)
Odak Noktasıİşlemin kendisi (Batıl)İşlemin gerçekliği ve bedel dengesi (İvazlılık)

Genel bağışlamalar için süre, hacizden veya iflastan geriye doğru 2 yıl iken yeni düzenlemeye göre bu süre 1 yıla düşürüldü. Burada kanun koyucu alacaklının hakları ile borçlunun da tasarruf yetkisinin çok uzun süre “şüpheli” altında bırakılmamasını, yani mülkiyet hakkının korunmasını amaçlamaktadır.

Sadece mevcut eş ve 3. derece hısımlar sayılıyordu. “Boşanılan eş” veya “birlikte yaşanılan kişiler” metinde yoktu. Yeni düzenleme ile eski eş ve birlikte yaşanılan kişiler de bu kapsama dahil edilmiş ve bu yönüyle bağışlama kriteri genişletilmiştir. Örneğin, Borçlu, malını aynı evde yaşadığı ev arkadaşına devrettiğinde; eski yasada alacaklının “mal kaçırma kastını” ispatlaması çok zorken, yeni düzenleme ile, bu devir doğrudan “bağışlama sayılan hal” kapsamında yer aldı.

Eski düzenlemede tek tek sayılan kişilere yapılan devirler “bağışlama gibidir” denilerek batıl sayıyordu. Borçlunun “gerçekten değerini aldım” demesi uygulamada zordu. Ancak yeni düzenleme ile Borçluya veya üçüncü kişiye, işlemin gerçek bir satış olduğunu kanıtlama kapısını yasal olarak açık bırakıyor. Ayrıca eski düzenleme yalnızca “pek aşağı bir fiyat” ibaresi yer almaktaydı. Ancak bu fiyatın tespitinde belirsizliklere yol açmaktaydı. Yeni düzenleme ile “Gerçek değerine göre” ve “Aksi ispatlanmadıkça” vurgusu eklendi. Dolayısıyla Mahkemelerin sadece tapudaki satış bedeline değil, bilirkişi marifetiyle saptanan “gerçek değere” bakarak bir sonuca gitmesi gerekmektedir.

       III.          7571 s.K. m.3 – Parasal Sınır

Eski uygulamada, icra mahkemesinin verdiği bir kararın istinaf (m. 363) veya temyiz (m. 364) edilebilip edilemeyeceği belirlenirken kararın verildiği tarihteki parasal sınırlar dikkate alınıyordu. Yani parasal sınırın yükselmesiyle dosyasını istinaf edebilen taraflar yeni parasal sınır engeline takılıyorlar ve dosyayı üst mahkemeye taşıyamıyorlardı. Yeni düzenleme ile hukuki belirlilik ilkesinin ve mahkemeye erişim hakkının korunması amacıyla “2004 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“363 ve 364 üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında şikâyet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.”

Sonuç olarak, dava açıldığı gün şartlar neyse, o şartlar davanın sonuna kadar geçerlidir. Parasal sınırların uygulanmasında, davanın açıldığı veya şikâyet başvurusunun yapıldığı tarihteki miktar taban alınacaktır.

Lazer Epilasyon Sonucu Oluşan Yanıklar

Lazer Epilasyon Sonrası Yanıklar ve Tüketici Hakları: Tazminat Davaları

Günümüzde lazer epilasyon, istenmeyen tüylerden kurtulmanın etkili ve popüler bir yolu olarak tercih edilmektedir. Ancak bu işlemler sırasında bazı kişilerde yanıklar, kalıcı izler ve ciddi cilt hasarları meydana gelebilmektedir. Bu durum, hem maddi hem de manevi kayıplara yol açabileceği için tüketiciler açısından hukuki yollara başvurmayı gerektirebilir.

LAZER EPİLASYON HAKKINDA BiLGİ:
Ülkemizde, estetik amaçlı lazer cihazı kullanımı epilasyon, vücut şekillendirme, deri lezyonlarının çıkarılması, derinin yenilenmesi ve gençleştirilmesi, damarsal lezyonların tedavisi, dövme silme gibi amaçlarla yaygın olarak yapılmaktadır.
Sağlık alanında kullanılan lazer sistemleri uyarılmış radyasyonun yoğunlaşmasıyla güçlendirilmiş ışık demetinin belli bir noktaya yönlendirilmesi esasına dayanmaktadır. Lazer cihazları ile tedavinin temelinde, doğru doz, doğru süre ve doğru sıklıkla tedavi prensipleri yatmaktadır. Ancak, tüm parametreler doğru gerçekIeştirilse dahi, komplikasyon ihtimali bulunmaktadır.

Lazer Epilasyon Sonrası Yanıklar ve Hukuki Sorumluluk
Lazer epilasyon işlemleri genellikle güzellik merkezlerinde ya da tıbbi hizmet sunan kuruluşlarda gerçekleştirilmektedir. Bu hizmetlerin sunumunda meydana gelen olumsuzluklar, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Hizmet Ayıbı: Lazer epilasyon sırasında kullanılan cihazın bozuk olması, işlemin hatalı uygulanması ya da cilt tipine uygun olmayan bir yöntem tercih edilmesi, hizmette ayıp olarak kabul edilmektedir.
Hizmet Sunucusunun Sorumluluğu: Hizmet sağlayıcı, lazer epilasyonun doğru ve güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Aksi halde, meydana gelen zararlardan hukuken sorumludur.
Tazminat Talep Edebilir Misiniz?
Lazer epilasyon nedeniyle yanık gibi fiziksel zararlar yaşadıysanız, tazminat davası açma hakkınız bulunmaktadır. Bu süreçte:

Maddi Tazminat: Tedavi masrafları, iş gücü kaybı ve diğer maddi zararlar talep edilebilir.
Manevi Tazminat: Yaşanan acı, psikolojik etkiler ve sosyal hayat üzerindeki olumsuz sonuçlar için manevi tazminat talep edilebilir.
Tüketici Mahkemesinde Nasıl Dava Açılır?
Lazer epilasyon kaynaklı zararlar için tüketici mahkemesinde dava açabilirsiniz. Bunun için:

İşleme ilişkin fatura veya sözleşme gibi belgeleri temin edin.
Doktor raporu, fotoğraf ve benzeri delillerle zararınızı belgeleyin.
Bir avukata danışarak hukuki süreci başlatın.
Dikkat Edilmesi Gerekenler
Zaman Aşımı Süresi: Tazminat talebi için genel olarak 2 yıllık zaman aşımı süresi bulunmaktadır.
Uzman Seçimi: Lazer epilasyon işlemi öncesinde hizmet sağlayıcının yetkinliğinden emin olun.

Ayrıca lazer uygulaması sonucu bir yanık meydana gelmiş ise bu hususa ilişkin şikayet yolu da mevcuttur. Lazer uygulamasında kusuru olan kişiye Taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçu kapsamında değerlendirilir. Buna ilişkin emsal kararlar mevcuttur.

Eğer siz de lazer epilasyon kaynaklı zararlar yaşadıysanız, hukuki haklarınızı koruma altına almak ve zararınızı tazmin ettirmek için bir hukuk uzmanından destek alabilirsiniz.

İŞ HUKUKU

İş Hukuku Nedir?

İş hukuku, işçi ile işveren arasındaki ilişkileri düzenleyen, çalışma hayatını ve sosyal güvenlik haklarını korumayı amaçlayan bir hukuk dalıdır. Türkiye’de iş hukuku, 4857 sayılı İş Kanunu başta olmak üzere birçok kanun, yönetmelik ve tüzük ile düzenlenmiştir. İş hukuku, bireysel iş hukuku ve toplu iş hukuku olmak üzere iki temel başlığa ayrılır.

İş Hukukunun Temel İlkeleri

İşçinin Korunması İlkesi: İş hukukunun temel amacı, işçiyi korumaktır. Bu ilke, işçinin ekonomik olarak işverene kıyasla daha zayıf durumda olmasından kaynaklanır.

Eşitlik İlkesi: İşveren, işçiler arasında ayrım yapamaz ve eşit davranma yükümlülüğüne sahiptir. Bu, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesinde düzenlenmiştir.

Emredici Kurallar İlkesi: İş hukuku kuralları genelde emredicidir ve işçi aleyhine değiştirilemez. Örneğin, asgari ücretin altında ödeme yapılamaz.

İş Sağlığı ve Güvenliği: İş yerlerinde işçilerin sağlığını ve güvenliğini korumak amacıyla alınması gereken önlemler ve uyulması gereken kurallar bulunmaktadır.

İş Hukukunda Bireysel İş İlişkileri

İş Sözleşmesi: İşçi ile işveren arasında yapılan sözleşme iş ilişkisinin temelini oluşturur. İş sözleşmesi yazılı veya sözlü yapılabilir, ancak belirli durumlarda yazılı yapılması zorunludur.

Çalışma Süreleri: Haftalık çalışma süresi, 4857 sayılı Kanun’a göre en fazla 45 saat olarak belirlenmiştir. Fazla mesai, bu sürenin aşılması durumunda uygulanır ve işçiye %50 zamlı ödeme yapılır.

Ücret ve Tazminatlar: İşçinin emeği karşılığında aldığı ücret, yasal düzenlemelerle koruma altına alınmıştır. İşçi, iş sözleşmesinin haklı nedenlerle feshedilmesi durumunda kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanabilir.

Haklı Nedenle Fesih Sebepleri ve Kıdem Tazminatı

İşçi ve işveren, iş sözleşmesini haklı nedenlerle feshedebilir. Haklı fesih nedenleri, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. ve 25. maddelerinde düzenlenmiştir.

İşçi İçin Haklı Fesih Nedenleri

Sağlık Sebepleri: İşçinin sağlığını tehdit eden iş koşulları ya da işverenin işçiye bulaşıcı hastalığı olan kişilerle çalıştırması.

Ahlak ve İyiniyet Kurallarına Aykırılık: İşverenin işçiye hakaret etmesi, cinsel tacizde bulunması, ücrete ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmemesi.

Zorlayıcı Sebepler: İş yerinde meydana gelen zorlayıcı sebepler nedeniyle işin yapılamaz hale gelmesi.

İşçinin ücretlerinin (ücret alacağı, fazla mesai, hafta tatili alacağı, ulusal bayram genel tatil alacağı vs. ) eksik ya da hiç ödenmemesi, mobbing, yıllık izin hakkının kullandırılmaması veya eksik kullandırılması gibi hususlarda bulunmaktadır.

İşveren İçin Haklı Fesih Nedenleri

Sağlık Sebepleri: İşçinin sağlık durumu nedeniyle sürekli olarak işini yapamaması.

Ahlak ve İyiniyet Kurallarına Aykırılık: İşçinin işverene veya diğer işçilere hakaret etmesi, hırsızlık yapması, işyerine sarhoş ya da uyuşturucu etkisi altında gelmesi.

Zorlayıcı Sebepler: İşçinin işyerine gelmesini engelleyen uzun süreli zorlayıcı sebepler.

Kıdem Tazminatına Hak Kazanma Şartları

İşçinin en az 1 yıl çalışmış olması gerekmektedir.

İş sözleşmesi, haklı fesih sebeplerine dayanılarak ya da işveren tarafından haksız bir şekilde feshedilmiş olmalıdır.

Kadın işçi, evlilik nedeniyle iş sözleşmesini feshettiğinde; erkek işçi, askerlik nedeniyle işten ayrıldığında kıdem tazminatına hak kazanır.

İşçinin emeklilik hakkı kazanarak işten ayrılması.

İş Hukukunda Toplu İş İlişkileri

Toplu İş Sözleşmesi: İşveren ve işçi sendikaları arasında yapılan ve çalışma koşullarını belirleyen sözleşmedir.

Grev ve Lokavt: İşçilerin haklarını savunmak için işi bırakmaları (grev) ve işverenin işçileri topluca çalıştırmama kararı alması (lokavt), toplu iş hukukunun önemli unsurlarıdır.

İş Hukuku ile İlgili Önemli Kararlar

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi – Eşit Davranma İlkesi Kararı

Yargıtay, bir işverenin eşitlik ilkesine aykırı davranarak işçiler arasında ayrım yapmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi – İş Güvencesi Hakkı Kararı

İşçinin haksız fesih durumunda işine iade edilmesi gerektiğine ve iş güvencesinin temel bir hak olduğuna hükmedilmiştir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi – Fazla Mesai Ücreti Kararı

Fazla mesai alacaklarının ispatı konusunda işçinin yazılı delil sunma zorunluluğu olmadığı, tanık beyanlarının da dikkate alınabileceği belirtilmiştir.

İş Sağlığı ve Güvenliği – Örnek Olay Kararı

Bir iş yerinde işverenin iş güvenliği önlemlerini almadığı gerekçesiyle ölümlü kazada sorumluluğu bulunduğuna karar verilmiştir.

Sonuç

İş hukuku, hem işçilerin haklarını korumayı hem de işverenlerin yükümlülüklerini belirlemeyi hedefler. Çalışma hayatında karşılaşılabilecek hukuki sorunların çözümü için bu alandaki mevzuatın ve yargı kararlarının iyi bilinmesi büyük önem taşır. Haklı fesih nedenleri ve kıdem tazminatı gibi önemli konular hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için uzman bir avukata danışmanız tavsiye edilir.

BANKA PROMOSYONLARI

Günümüzde sıkça tartışılan konulardan biri de işverenin banka promosyonlarının işçiye ödenmemesi hususudur. Bu konuyla ilgili aşağıda detaylı belirteceğimiz üzere bir çok karar mevcuttur.

Banka Promosyonları Hakkında Bilgilendirme

Son yıllarda şirketler ve kamu kurumları, çalışanların maaşlarını belirli bankalar aracılığıyla ödemek için bankalarla protokoller imzalamaktadır. Bu protokoller kapsamında bankalar, maaş ödeme hizmetini kendilerinden alma karşılığında şirketlere veya kamu kurumlarına belirli bir miktar promosyon ödemesi yapar.

Peki, bu banka promosyonları çalışanlara ödenmeli mi? Bu konuda hukuki durum nasıldır? Aşağıda bu konuya ilişkin detaylı bir açıklama bulabilirsiniz.

Banka Promosyonları Nedir?

Banka promosyonları, bir şirketin veya kurumun maaş ödemelerini belirli bir banka ile yapması karşılığında bankanın şirkete veya kuruma ödedigi toplu paradır. Bu ödemelerin amacı, maaş ödemesi yapan işvereni banka müşterisi olarak kazanmak ve hesap hareketlerinden faydalanmaktır.

Hukuki Durum

Banka promosyonlarının çalışanlara ödenip ödenmeyeceği konusunda hukuki durum bazını işçi- işveren ilişkisine dair mevzuattan alır:

Promosyonların Kaynağı ve Amacı: Banka promosyonları genellikle işveren ile banka arasındaki bir ticari işlemden doğduğu için, bu miktarın tamamen işverene ait olduğu düşünülebilir. Ancak, maaş hesapları için ödenen promosyonların işçinin ücreti üzerinde hak doğurabileceği düşünülmektedir.

4857 Sayılı İş Kanunu:

İşçinin alacak hakkı, iş sözleşmesi veya işyerindeki uygulamalara dayanıyorsa, banka promosyonları da işçinin ücretin eki sayılabilir.
İşçi, İş Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca ücretini tam ve zamanında alma hakkına sahiptir. Banka promosyonlarının işçiye ödenmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir.
Türk Borçlar Kanunu (TBK):

İşçi-işveren arasındaki sözleşmelerde dürüstlük kuralı ve hakkaniyet esastır (TBK md. 2). İşveren, banka promosyonlarını işçiye aktarmamakla işçinin menfaatine aykırı hareket etmiş olabilir.

Yargı Kararları:

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2007 tarihli bir kararında (2007/36387 E. ve 2007/32535 K.), banka promosyonlarının işverenin malvarlığına dahil olduğu ve işçinin bu promosyonlar üzerinde doğrudan bir hakkı bulunmadığı ifade edilmiştir.

Ancak, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin bir kararında (2015/4409 E. ve 2016/9626 K.), işyerinde banka promosyonlarının çalışanlara ödenmesi yönününün yerleşik bir uygulama haline gelmesi durumunda, bu uygulamanın devam etmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Ücretin Eki Olarak Promosyonlar: Çalışanların maaşları üzerinden hesaplanan promosyonlar bazı durumlarda ücretin eki niteliğinde görülebilir. Bu durumda, işverenin banka promosyonlarını çalışanlara ödemesi gerektiği düşünülebilir.

Banka Promosyonları İle İlgili İzlenebilecek Yollar

Eğer çalışan, banka promosyonlarının kendisine ödenmesi gerektiğini düşünüyorsa, aşağıdaki yolları izleyebilir:

Yazılı Talepte Bulunma:

Çalışan, işverene yazılı olarak banka promosyonlarının kendisine ödenmesini talep edebilir.

Arabuluculuk:

Talep reddedilirse, iş mahkemelerinde dava açmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunludur.

Dava Açma:

Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamaması durumunda, iş mahkemesinde alacak davası açılabilir.

Sonuç

Banka promosyonları, maaş ödemeleriyle doğrudan bağlı olması nedeniyle çalışanların hakkı olabilecek bir gelir kalemidir. Ancak, promosyon ödemelerinin işçiye aktarılması öncelikle işveren ile banka arasındaki anlaşmaya ve işyerindeki yerleşik uygulamalara bağlıdır. Bu konuda hak iddia etmek isteyen çalışanların öncelikle uzman bir hukukçudan destek alması tavsiye edilir.

Detaylı bilgi ve destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

696 sayılı KHK ile sürekli işçi

696 Sayılı KHK ile idareye sürekli işçi kadrosuna işçiler alınmıştır. Ancak işbu bazı idareler aşağıda belirteceğimiz hususlar çerçevesinde işçilere ücret alacakları, ilave tediye alacaklarını eksik yatırmıştır. İşbu sebepten dolayı uyuşmazlıkların çözümü için İş Mahkemesinde dava açılabilecektir. İşçi hangi dönemde çalıştıysa ve eksik ödeme aldıysa mahkemeye başvurarak kalan bakiyeleri de alabilmektedir. Bununla ilgili bir çok emsal kararımız mevcuttur.

696 sayılı KHK kapsamında İdarelerin bünyesinde sürekli işçi kadrosuna geçmiş olup ücret seviyesinin anılan KHK’nın 127. Maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 23. Maddenin 6. fıkrasında; sürekli işçi kadrolarına geçirilenlerden , geçiş işlemi yapılırken mevcut işyerinin girdiği işkolunda kurulu işyerinden bildirilenlerin ücreti ile diğer mali ve sosyal hakları, bu madde kapsamındaki idarelerde geçişten önce alt işveren işçilerini kapsayan, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesinin bitimine kadar bu toplu iş sözleşmesinin uygulanması suretiyle oluşan ücret ile diğer mali ve sosyal haklardan fazla olamayacağı hükme bağlanmıştır. Sürekli işçi kadrolarına ve şirketlerde işçi statüsüne geçirilenlerden; geçişten önce toplu iş sözleşmesi bulunmadığından kadroya ve işçi statüsüne geçirildiği tarihte yürürlükte olan bireysel iş sözleşmesi hükümlerinin geçerli olduğu işçiler ile geçiş işleminden önce yapılan ve geçişten sonra yararlanmaya devam ettiği toplu iş sözleşmesi bulunmakla birlikte bu madde kapsamındaki idarelerde alt işveren işçilerini kapsayan, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesinin bitiminden önce toplu iş sözleşmesi sona eren işçilerin ücreti ile diğer mali ve sosyal hakları, bu madde kapsamındaki idarelerde geçişten önce alt işveren işçilerini kapsayan Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesine göre belirleneceği hükme bağlanmıştır.

Sürekli işçi kadrolarına alınan işçilerin ücret ile diğer mali ve sosyal haklarının belirlenmesinde esas alınacak toplu iş sözleşmesi, 13.04.2018 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yayınlanarak ilan edilmiş olup anılan sözleşmede, 01.01.2018-30.06.2018 tarihleri arasında ve devam eden 6 aylık dönemlerde ücret zammı oranlarına yer verilmiştir. Kamu idareleri için referans alınacak bu toplu iş sözleşmesinin yürürlük süresi 31.10.2020 tarihinde sona ermiştir. 

4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesinde, “İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda 17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir. Taraflar aralarında anlaşarak çalışma koşullarını her zaman değiştirebilir. Çalışma koşullarında değişiklik geçmişe etkili olarak yürürlüğe konulamaz.” denilmektedir.

Yine aynı Kanun’un 62. maddesinde, “Her türlü işte uygulanmakta olan çalışma sürelerinin yasal olarak daha aşağı sınırlara indirilmesi veya işverene düşen yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi nedeniyle ya da bu Kanun hükümlerinden herhangi birinin uygulanması sonucuna dayanılarak işçi ücretlerinden her ne şekilde olursa olsun eksiltme yapılamaz” hükmü yer almaktadır.

Öte yandan 696 sayılı KHK’nın 127. maddesinde, “Sürekli işçi kadrolarına geçirilenlerden, geçiş işlemi yapılırken mevcut işyerinin girdiği işkolunda kurulu işyerinden bildirilenlerin ücreti ile diğer mali ve sosyal hakları, bu madde kapsamındaki idarelerde geçişten önce alt işveren işçilerini kapsayan, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesinin bitimine kadar bu toplu iş sözleşmesinin uygulanması suretiyle oluşan ücret ile diğer mali ve sosyal haklardan fazla olamaz. Sürekli işçi kadrolarına geçirilenlerden; geçişten önce toplu iş sözleşmesi bulunmadığından kadroya geçirildiği tarihte yürürlükte olan bireysel iş sözleşmesi hükümlerinin geçerli olduğu işçiler ile geçiş işleminden önce yapılan ve geçişten sonra yararlanmaya devam ettiği toplu iş sözleşmesi bulunmakla birlikte bu madde kapsamındaki idarelerde alt işveren işçilerini kapsayan, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesinin bitiminden önce toplu iş sözleşmesi sona eren işçilerin ücreti ile diğer mali ve sosyal hakları, bu madde kapsamındaki idarelerde geçişten önce alt işveren işçilerini kapsayan, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesine göre belirlenir. ” denilmiştir.
Keza sürekli işçi kadrosuna geçirilecek işçilerin ücret ve mali haklarının ne şekilde belirleneceği 01/01/2018 tarihinde Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Resmi Gazete’nin 30288 sayısında yayınlanan Tebliğ’in 21. maddesinde KHK’nın yukarıdaki hükmü tekrar edilerek YHK kararına göre olacağı ifade edilmiştir.
Söz konusu YHK kararı ise yayınlanmış ve ücrete ilişkin bir belirlemede bulunmayıp 2018-2020 yılları arasındaki zamların sürekli işçi kadrosuna geçen işçilerin ücretlerine %4 olarak uygulanacağının belirlendiği, bu şekilde kamudaki sürekli işçi kadrolarına geçişin, geçiş anındaki ücret seviyesine göre olacağının tespit edildiği görülmektedir.

İdare ile işçiler arasında akdedilen belirsiz süreli iş sözleşmesinin 7. Maddesinde “işbu sözleşme süresinde işçiye her ay brüt asgari ücretin yüzde 50 fazlası üzerinden günlük olarak ödeme yapılır” hükmüne yer verilmiştir. Bu şekilde hesaplama yapılması gerekir.

Ayrıca ilave tediye alacaklarına ilişkin ise 6772 sayılı Kanun kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilere ilave tediye ödemelerinin, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararları ile; anılan Kanunun 1. Ve 3. Maddesi uyarınca dönem dönem ödeme yapılması öngörülmüştür.

Yine ikramiye alacaklarına ilişkin ise esas alınan Yüksek Hakem Kurulunca bağıtlanan toplu iş sözleşmesine göre, işçilere Ocak ve Temmuz aylarında 5’er günlük olmak üzere yılda toplam 10 günlük ücret tutarında ikramiye ödemesi öngörülmüştür.

Randevu almak ve danışmak için dilerseniz bize 7/24 e-posta adresimiz ya da web sitemizde yer alan iletişim numaraları üzerinden ulaşabilirsiniz. ucelhukukburosu.1@gmail.com

UYGULAMADA SONUÇLARI AÇISINDAN TİCARİ İŞ VE TÜKETİCİ KAVRAMLARI

ÖZET:

Öncelikle ticari iş ve tüketici kavramlarının açıklamasını yaparak makaleme başlayacağım. Ticari işler Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiş olup genel düzenlemeler yapılmıştır. Hangilerinin adi iş hangilerinin ticari iş olduğuna Türk ticaret kanununda düzenlenenleri ticari iş borçlar kanununda düzenlenenleri adi iş saymaktayız. O halde genel hükümlere göre ticari işler ticaret mahkemesince görülür ancak hem adi iş hem ticari iş farketmeksizin olan işlerde tarafın tüketici olması durumunda özel hükümlere yani Tüketici Korunması Hakkındaki Kanuna göre tüketici mahkemelerinde görülür.Peki tarafın tüketici olduğunu ve bir işin ticari iş olduğunu nasıl anlayacağız? Bu makalemin amacı ticari işi tanımlayıp nelerin ticari iş olduğunu ve tarafın tüketici olması durumun da hangi mahkemede görüleceğini açıklayacağım.Son olarak uygulamada bunlar nasıl kullanılıyor sonuçlarıyla birlikte açıklayıp Yargıtay kararı örnekleri göstereceğim.

GİRİŞ:

Ticari iş / olağan iş ayrılmasının temel önemi, TMK. ve TBK. genel hükümlere tabidir ve ticari işler ticari hükümlere tabidir (TTK. 1). Ancak, olağan veya ticari işlemin bir tarafı tüketici ise ve TKHK’da özel bir düzenleme varsa, TKHK özel bir hüküm olarak. Uygulanmalı. Gerçekten de, bazı açılardan, bu üç yasanın en az ikisinde farklı yönlerde düzenlemeler olabilir. Bu nedenle, somut dava öncelikle kanunun geçerli olduğu tespit edilmelidir. Uygulanacak hükümlerin seçimi için, öncelikle işin niteliği belirlenmelidir.

Bu çalışmada, ticari işletme, olağan işletme ve tüketici işlemlerinin kavram ve kriterleri açıklanacak ve bu üçlü ayrımın önemine ilişkin bazı sonuçlar üzerinde durulacaktır. TTK. ve TBK. bunlar önceki genel yasalardır, TKHK. Ancak, bu iki yasaya göre, daha sonra başta TKHK olmak üzere özel bir yasa olarak kabul edilmiştir.[1] hükümleri (TKHK.2; 3/1, 1 ve 83/1).

Bu nedenle, özelden genele doğru bir sıralamanın ardından, tüketici işlemi kavramı ve unsurları tanıtıldıktan sonra, ticari işletme ve olağan işletme kavramlarından bahsedilecek ve daha sonra bu üçlü ayrımla ilgili sonuçlar hakkında bazı örnekler verilecektir.

1. TÜKETİCİ KAVRAMI

Ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya gerçek veya tüzel kişiler adına veya onun adına hareket eden kamu tüzel kişileri, tüketiciler, eserler, ulaştırma aracılığı, sigorta, vekaletname, bankacılık ve benzeri sözleşmeler dahil tüketici, iş veya hizmet pazarları her türlü sözleşme ve yasal işlemdir. [2](TKHK. 3/1-l)

Sözleşmenin bir tarafı, belirli bir fiyattan mal veya hizmet sunan bir tüketicidir. Bu bağlamda, tüketici sözleşmeleri her iki tarafa tam (karşılıklı) borç veren işlemlerdir.

Bu anlamda sözleşmenin niteliği ve türünün bir önemi yoktur. Taraflardan birinin tüketici, diğerinin satıcı veya sağlayıcı olduğu sözleşmeler tüketici işlemi olarak kabul edilir (TKHK. 3 / 1-1). Maddenin gerekçesine göre, “tüketici işlemi; Çalışma, nakliye, aracılık, sigorta, vekaletname, bankacılık ve benzeri sözleşmeler dahil tüm sözleşmeler ve yasal işlemlerle ilgilidir ”. Bu nedenle, yasanın amacının uygulamadaki yorumları önlemek ve tüketici sözleşmelerinin kapsamını daraltmak olduğu anlaşılmaktadır.[3]

Eski TKHK. Yüksek Mahkeme, nakliye sözleşmesi, sigorta sözleşmesi ve hayat sigortası sözleşmesi boyunca mutlak ticari dava olduğundan, iş sözleşmesi , TKHK’da özel olarak düzenlenmiştir.[4] Bu uygulama, bu sözleşmelere taraflardan biri tüketici ise, tüketici işlemi olarak değerlendirileceği gerekçesiyle doktrinde eleştirilmiştir.

6502 sayılı Kanun’un TKHK da, tüketici işlerimlerin sınırlayıcı değildir, ilgili maddesi gereği tüketici işlem sayılması gerekir.[5] TKHK. 83/2’de, “Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez.”denilmektedir.

Tüketici işlemi olması için şartları vardır.İlki; karşılığı mal veya hizmet edinme kullanma veya yararlanma olan bir sözleşme olmalıdır. İkincisi ; sözleşmenin taraflarından biri tüketici olmalıdır.Diğeri; tüketicinin ticari ve mesleki olmayan amaçlarla hareket etmesi gerekir.Bu şartların varlığı halinde tüketici işlemi olur.

6502 Sayılı Kanunun 3/1-k maddesine göre tüketici, “Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi” ifade eder. TTK.’nın 864/5. maddesinde de, tüketici, “sözleşmeyi ticari veya meslekî faaliyeti ile ilgili olmayan bir amaçla yapan bir gerçek ya da tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır.[6] TKHK, bir tacir veya tacir olmayan gerçek bir kişinin özel ve ticari faaliyetlerini ve diğer faaliyetleri yürütmek için gerçekleştirilen tüketim faaliyetlerini ayırt eder. Her iki grubun ticari veya profesyonel amaçlarla ve bazen de bunun dışında bir amaç için hareket etmesi mümkündür. Bu durumda, gerçek bir tacirin bir faaliyette tüketici olarak görülmesi ve diğer faaliyette ve TKHK’da dikkate alınmaması mümkündür.

BATTAL, gerçek kişiler için, ticari işletme, tüketimin amacı, ekonomik faaliyet ile ilişkinin bir ölçüsü olsa bile, rutin bir işlem durumunda, işletmenin iş alanı olarak kullanılmalıdır. tüketicinin korunması. Bu durumda, tüccar bu işlemle ilgili olarak tüccarın tüketici olarak görülmesi gerektiğini belirtir. Uygulamada yazar, gerçek kişi tüccarların mal veya hizmet satın alması durumunda hem tüketici mahkemelerinin hem de Yargıtay’ın bu yasal işlemin tüccarın işi ile ilgili olup olmadığıyla ilgilenmediğini; ayrıca araştırma yapmadığını ve TKHK’yı uyguladıklarını ifade ettiler.[7]

Gerçek kişi tacirler tarafından gerçekleştirilen işlemlerde, ticaret karinesini göz ardı ederek bir sonuç çıkarmak eleştirilebilir.[8] Gerçek kişi tacirlerin işlemleri kural olarak ticari bir iş olarak düşünülmelidir, ancak tacir  diğer tarafa yapılan işlem sırasında ticari işletme ile ilgili değildir veya işletmenin ticari kabulü için uygun değildir, işletme adı dikkate alınmalıdır (TTK.19). Yargıtay ve Tüketici Mahkemeleri, işlemi doğrudan TKHK’ya tabi tutmak için TTK .19 ile uyumlu değildir.

TTK. 19 / 1’e göre, bir tacirin borçlarının ticari olması bir kuraldır[9]. Bu kural, tüzel kişi yatırımcıların aksine tüzel kişilik yatırımcıları için mutlak olarak yazıldığından, bir ticaret şirketinin tüm işlemleri ticari kabul edilecek[10] ve bu şirket tüketicinin korunmasından yararlanamayacaktır ; yasaya karşı özel bir hüküm olmadığı sürece[11].

2.TİCARİ İŞ

Ticari iş Türk Ticaret Kanunun 3. Ve 19. Maddelerinde düzenlenmiştir. Bir işin ticari olması düzenlenmiştir.İlk olarak TTK da düzenlenen işler 3. Maddede düzenlenmiştir.Ticaret kanununda düzenlenen işler ticari iş sayılmıştır ancak bir tarafın tüketici olması durumunda TKHK uygunlaması gerekir özel hüküm olduğu için.Diğer bir husus ticari işletmeyi ilgilediren işler de ticari iş sayılmaktadır.Tacirlerin de yaptıkları işler ticari iş sayılmaktadır ancak tüzel kişilerin yaptıkları işler istisnasız ticari iş sayılırken gerçek kişi tacirlerinin yaptığı işler ticari işletmeyi ilgilendiriyorsa ticari iştir. Örneğin bir tacirin evlenmesi veya evine televizyon alması ticari iş sayılmaz. Buna ticari iş karinesi denir.

Yargıtayın kararında[12], tacir gerçek bir insan olsa bile, özel kullanımı için bir araba satın alırsa bir tüketici olacağına karar verdi. Böylece, gerçek kişi tacir  bir tüketici olarak kabul edilir ve bu nedenle TKHK özel koruma yararlanır., Ticari hükümlerin uygulama kapsamı daraltılır.Son olarak TTk 19-2’ye göre taraflarıdan biri için ticari olan sözleşme diğeri içinde öyledir.

3. TİCARİ İŞ VE TÜKETİCİ KAVRAMI

Öncelikleri yukarıda açıkladığım iki kavramın uygulama açısından ticaret kanunu hükümlerine mi yoksa tüketici kanuna göre mi hareket edeceğimizi açıklayacağım. Türk ticaret kanunu, borçlar kanunu ve tüketici korunması hakkındaki kanun özel kanunlar olup düzelenmeler yapılmıştır ancak TKHK daha öcelikli tuttulmuştur ve özel bir düzenleme olduğunda tüketici kanununa bakmamız gerekir.Uygulamada tüketici kanunun tüketicileri korumak adına çıkartıldığı ve ticari iş bile olsa tarafın tüketici olması durumunda ticaret kanunun karşısında özel kanun olarak uygulanacaktır.

Görevli mahkeme açısından ; TKHK. 73/1 uyarınca,tüketici işleri tüketici mahkemesinde açılır.Aynı şekilde ticari davalar ticaret mahkemesinde görülür.[13] Ancak ticari iş olan ve taraflardan birinin tüketici olması durumunda ticaret mahkemesinde değil tüketici mahkemesinde görülür. (TKHK. 68 vd., 73, 83/2). [14]Müşteri tarafından tüketici olarak yapılan haksız rekabet durumunda, örneğin tüketicinin agresif reklam ve dava sağlığını tehdit eden mal veya hizmetlere dava açıldığı durumlarda TTK’da haksız rekabet düzenlenmesine rağmen dava tüketici mahkemesinde görülür TKHK’nın  62. maddesi gereği. Aynı şekilde,tacirin  haksız rekabeti nedeniyle tüketiciye açılan dava tüketici mahkemesine çıkarılmalıdır.

SONUÇ

Son olarak ; tüketici işemi ve ticari iş birlikta olsa dahi tüketici işlemi daha önemli olduğundan tüketicinin hem korunması açısından hem de güçsüz tarafı korumak adına tüketici işlemi sayılıp tüketici mahkemesinde açılır.Özetle ilk olarak: Tüketici tanımında ticari veya profesyonel olmayan amaç unsurları vardır ve ticari veya profesyonel amaçlar için satıcının veya tedarikçinin mesleki amaçlarla  hareket etmesi gibi unsurları vardır. Bir kişi tüketici ise, bu kişi tarafından yapılan sözleşmeleri tüketici sözleşmesi olarak saymak ve aksi iddiada bulunan diğer tarafa ispat yükünü yüklemek gerekir.Başka bir husus, TKHK diğer kanunlardan daha özel bir kanun olup ilk bu kanunun  yoksa ticaret kanunun yoksa borçlar kanunu hükümlerine bakılması gerekir. Aynı zamanda tüketici işlemlerine de tabi olabilir ve bir tüketici tarafından dava edilebilir. Bu durumda, tüketici hakem heyetlerine danışılmalı veya dava, değerine göre tüketici mahkemesine çıkarılmalıdır.


[1] Aslan, İ. Yılmaz (2013), Tüketici Hukuku Dersleri, 5. Baskı, Bursa, Ekin ,s.75

[2] Yıldırım, Abdülkerim(2018), Mesafeli Sözleşmelerde Tüketicinin Korunması,Ankara,7. Baskı,Seçkin ,s.46

[3] AKSOY, Sami (2015) 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un Taşıma Hukukuna Müdahalesi, BATİDER. 5.Baskı, S. 2, s. 303 .

[4] KARA, İlhan (2015) Tüketici Hukuku, 7.Baskı , Ankara, Yetkin , s.56

[5] Bahtiyar,Mehmet;Biçer, Levent,(2015)’ “ADİ İŞ / TİCARİ İŞ / TÜKETİCİ İŞLEMİ AYRIMI ve BU AYRIMIN ÖNEMİ”,Dergipark,< https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/333513> s.e.t 30.12.2019

[6]ZEVKLİLER, Aydın / AYDOĞDU, Murat(2004) Tüketicinin Korunması Hukuku,3. Baskı, Ankara ,Seçkin, s.65

[7]
Battal, Ahmet,(1998) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Yönünden Tacirlerin Tüketici Sıfatı, Prof. Dr. Ali Bozer’e Armağan,Ankara, BTHAE Yayını, s. 313-332.

[8] BATTAL, Tacirlerin Tüketici Sıfatı, s. 321.

[9] Yargıtay 19.Hukuk Dairesi, E. 1782, K. 5240,T:05.07.2011

[10] Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2014/17865, K. 2014/41513 , T:24.12.2014

[11] Yargıtay 11 . Hukuk Dairesi, E. 2014/1257, K. 2014/8458 /1249, T:05.05.2014

[12] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 11-117, K. 169, T:19.03.2003

[13] Arkan,Sabih (2019) Ticari İşletme Hukuku,25. Baskı, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları,s.107

[14] BAHTİYAR, Mehmet (2019)Ticari İşletme Hukuku ,20. Baskı,Beta Basım Yayım , s.102