ucelhukukburosu.1@gmail.com

Ceza Kanunu Düzenlemeleri

25/12/2025 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANAN TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (11. YARGI PAKETİ) İLE GELEN DÜZENLEMELER NELERDİR?

5237 Sayılı Tük Ceza Kanunu (TCK) ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu(CMK) ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (İnfaz Kanunu)

5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri hakkında Kanun’da yapılan düzenlemeler ceza hukukunu ilgilendirdiğinden bu başlık altında incelenecektir.

5235 s. Kanun m.12’de yer alan “nitelikli dolandırıcılık (m. 158),” ibaresi kaldırılmıştır. Dolayısıyla artık nitelikli dolandırıcılık suçu ağır ceza mahkemelerinin görevi kapsamından çıkarılarak asliye ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Suçun mahiyeti ve öngörülen ceza sınırı gözetildiğinde nitelikli dolandırıcılık suçunun ağır ceza mahkemelerinin görev alnından yargı yükünün azaltılması amacıyla çıkarılmasının isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Halihazırda görülmekte olan davalar bakımından ise Kanun’a Geçici Madde 7 eklenmiştir: “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte ağır ceza mahkemelerinde görülmekte olan davalarda veya istinaf ya da temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarda nitelikli dolandırıcılık (m. 158) suçlarına bakan mahkemenin görevinin bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştiği gerekçesiyle görevsizlik veya bozma kararı verilemez. Bu davalara kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki göreve ilişkin kurallara göre bakılmaya devam olunur.” Denilerek görülmekte olan davalar bakımından görevli mahkeme ağır ceza mahkemesi olacağı ifade edilmiştir.

Türk Ceza Kanunu

       I.          TCK m.32 – m.57

TCK m.32/2’de yer alan düzenleme “Akıl Hastalığı” başlığı altında ceza sorumluluğunu etkileyen halleri düzenler. 11. Yargı Paketi ile bu maddenin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yapılan değişiklik, teknik olarak küçük bir kelime değişimi gibi görünse de uygulama açısından “takdir yetkisinden” “yasal zorunluluğa” geçişi ifade eder. Bu fıkra, kişinin işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olduğu (tamamen ortadan kalkmadığı) durumları kapsar. Maddenin eski halinde “güvenlik tedbirine hükmolunabilir.” İbaresi yer alırken yeni düzenleme ile “Kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.” Denmek suretiyle hâkimin takdir yetkisi kaldırılmış ve bu hallerde de güvenlik tedbirine hükmolunacağı ifade edilmiştir. Artık hâkim, 32/2 kapsamında ceza indirimi yaptığı bir sanık için “akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine” (TCK m. 57) karar vermek zorundadır.

TCK’nin 57 nci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş ve altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

“Ancak, hakkında 32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları için kurumda geçirilecek süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda bir yıldan, üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda ise altı aydan az olamaz.”

TCK 32/1 kapsamında “tam akıl hastalığı” nedeniyle ceza sorumluluğu olmayan kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmediliyordu. Kişi hastaneye yattıktan sonra, sağlık kurulu “iyileşti” veya “tehlikeliliği kalmadı” raporu verdiği anda mahkeme kararıyla hemen tahliye edilebiliyordu. Teorik olarak, çok ağır bir suç işleyen bir kişi, 1 ay sonra rapor alıp serbest kalabilirdi. Artık doktor raporu “iyileşti” dese bile, ceza miktarı gözetilerek kişinin kurumda geçirmesi gereken mutlak asgari süreler belirlendi.

  Ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis gerektiren suçlarda: En az 1 YIL.

  Üst sınırı 10 yıldan fazla hapis gerektiren suçlarda: En az 6 AY.

     II.          TCK m.75- Önödeme

TCK’nin 75 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“2. Hakaret (üçüncü fıkranın (a) bendi hariç, madde 125),”

Hakaret suçu (kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret hariç), uzlaştırma kapsamından çıkarılarak Önödeme kapsamına dahil edildi. Artık şüpheliye bir tebligat gönderilir. Şüpheli, yasada belirlenen (günlük adli para cezasının alt sınırı üzerinden hesaplanan) bedeli devlet hazinesine öderse, hakkında dava açılmaz ve soruşturma takipsizlikle sonuçlanır. Kamu görevlisine karşı, görevinden dolayı işlenen hakaret suçu bu düzenlemenin dışında tutulmuştur. Bu suç tipinde ne uzlaştırma ne de önödeme uygulanır; doğrudan kamu davası açılır.

   III.          TCK’nin 89-155-170 ve 220. Maddeleri – Ceza miktarlarının Düzenlenmesi

TCK m.89/1 taksirle yaralama suçunun basit halini oluşturmaktadır. Kanun’da öngörülen ceza 3 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası idi. Cezanın alt ve üst sınırında değişiklik yapılarak ceza 4 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası olarak değiştirildi. Madde 89/4’te ise birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verilmesi hali düzenlenmiş olup burada da 6 aydan 3 yıla kadar olan hapis cezası 9 aydan 5 yıla çıkarıldı. Bu da artık taksirle yaralama suçlarında sanığın asgari süre de olsa kapalı cezaevine girmesi ihtimalini oldukça güçlendirmiştir.

TCK m.155’te düzenlenen güveni kötüye kullanma suçuna 3.fıkra eklenmeden önce suçun konusunun “taşıt” olması özel bir artırım sebebi değildi. Temel fıkra (m. 155/1 veya 2) üzerinden ceza veriliyordu. Maddeye 3. fıkra eklendi: Suçun konusu motorlu kara, deniz veya hava taşıtı ise ceza 1 kat artırılır.

TCK m.170 – Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması suçunda kontrolsüz silah kullanımına karşı yaptırımlar ağırlaştırıldı. 6 aydan 3 yıla kadar olan temel ceza 1 yıldan 5 yıla çıkarıldı. 1.fıkraya eklenen düzenleme ile Ses ve gaz fişeği atan silahlarla ateş açılmasına 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası getirildi. Ayrıca maddeye eklenen 2.fıkra uyarınca suçun kişilerin toplu olarak bulunduğu yerlerde (düğün, konser, meydan vb.) işlenirse ceza yarı oranında artırılır.

TCK m.220 – Suç Örgütü Kurma ve Yönetme başlıklı maddesinde birinci fıkrasında yer alan “dört yıldan sekiz yıla” ibaresi “beş yıldan on yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “dört yıla” ibaresi “beş yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “dörtte birinden yarısına kadar” ibaresi “yarısı oranında” şeklinde değiştirilmiş ve beşinci fıkrasına birinci cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması halinde, örgüt yöneticilerine yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır.”

Örgüt Kurma/Yönetme: 4-8 yıldı. 5 yıldan 10 yıla çıkarıldı.

Üyelik: Üst sınır 4 yıldı. Üyelik: Üst sınır 5 yıla çıkarıldı.

Silahlı Örgüt: 1/4’ten 1/2’ye kadar artırım vardı. Artırım sabitlenerek Yarı oranında yapıldı.

Bunlarında yanında eklenen yeni madde ile Örgüt faaliyetinde çocuklar araç olarak kullanılırsa, yöneticinin cezası yarıdan bir katına kadar artırılır. Bu düzenleme, suç örgütlerinin cezai ehliyeti olmayan çocukları kullanarak eylem yapmasını (torbacılık, kuryelik vb.) ağır bir yaptırıma bağlamıştır.

    IV.          TCK m.223- Ulaşım Araçlarının Hareketinin Engellenmesi, Kaçırılması veya Alıkonulması

TCK m. 223’te yapılan bu değişiklik, hem suçun kapsamını genişletiyor hem de cezaları ulaşım aracının türüne (kara, deniz, demiryolu, hava) göre kademelendirerek daha ağır yaptırımlar öngörüyor. Özellikle “hareketin engellenmesi” fiilinin başlığa ve metne eklenmiştir. Suçun adı “Ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması” idi. Odak noktası aracın zorla bir yere götürülmesi veya tutulmasıydı. Başlığa “hareketinin engellenmesi” ibaresi eklendi. Artık aracın bir yere kaçırılmasına gerek yok; sadece olduğu yerde hareket etmesini engellemek veya seyir halindeyken durdurmak da bu spesifik suçun kapsamına net bir şekilde dahil edildi.

Yeni metin, ulaşım araçlarını toplumsal risk ve operasyonel zorluk derecesine göre üç gruba ayırarak cezaları artırmıştır:

Araç TürüEylem: Engelleme / DurdurmaEylem: Başka Yere Götürme (Kaçırma)
Kara Aracı1 Yıldan 3 Yıla Hapis2 Yıldan 5 Yıla Hapis
Deniz / Demiryolu3 Yıldan 7 Yıla Hapis (Genel)3 Yıldan 7 Yıla Hapis (Genel)
Hava Aracı5 Yıldan 10 Yıla Hapis7 Yıldan 12 Yıla Hapis

Maddenin en çok tartışılan ve hukuk devleti ilkesi açısından önem arz eden kısmı son fıkradır. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu (2911 s.K.) kapsamında yapılan eylemlerde yolun trafiğe kapanması gibi durumlarda, bu madde ile 2911 sayılı Kanun arasındaki ilişki yargı kararlarıyla çözülmeye çalışılıyordu. Kanuna açık bir hüküm eklendi: Usulüne uygun düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında kara, deniz veya demiryolu aracının hareketinin engellenmesi bu suçu oluşturmayacaktır.

Ceza Muhakemesi Kanunu

    I.          CMK m.128/A – Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma

CMK’ya yeni eklenen 128/A maddesi, bilişim yoluyla işlenen finansal suçlarla mücadelede “hız” sorununu kökten çözmeyi amaçlayan, ceza muhakemesi hukukumuza “dinamik müdahale” imkanı getiren bir düzenlemedir. Özellikle dolandırıcılık ve siber hırsızlık vakalarında paranın dakikalar içinde onlarca farklı hesaba (veya kripto cüzdana) dağıtılması, eski usul elkoyma mekanizmalarını (CMK 128) işlevsiz bırakıyordu. Bu madde, bu hıza yanıt vermek için tasarlanmıştır. Madde metni aşağıdaki şekildedir:

“(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;

a) Nitelikli hırsızlık (madde 142, fıkra iki, bent e),

b) Nitelikli dolandırıcılık (madde 158, fıkra bir, bent f ve l),

c) Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (madde 245),

suçlarının işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın kırksekiz saate kadar askıya alınmasına ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından karar verilebilir.

(2) Askıya alma işlemi ve hesap hareketleri, ilgili malî kurum tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir. Askıya alma işlemi ayrıca hesap sahibine de bildirilir. Hesap sahibi, askıya alma işleminin kaldırılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvurabilir. Cumhuriyet savcısı, başvuru hakkında yirmidört saat içinde karar verir.

(3) Askıya alma işlemi tamamlanmadan suça konu menfaatin başka bir malî kuruma transfer edildiğinin tespit edilmesi halinde bu durum, askıya alma işleminin yapılabilmesi için banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından ilgili malî kuruma gecikmeksizin bildirilir.      

(4) Birinci fıkra uyarınca malî kurum tarafından askıya alınan veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine askıya alınan hesapta bulunan suça konu menfaate hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle askıya alma süresi içinde elkonulabilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkar. Bu madde hükümlerine göre elkoyma işlemi yapılabilmesi bakımından 128 inci maddede belirtilen rapor alma şartı aranmaz.

(5) Elkonulan suça konu menfaat, suçtan zarar gören mağdura ait olduğunun anlaşılması halinde soruşturma veya kovuşturma evresinde sahibine iade edilir.

(6) Bu madde uyarınca askıya alma işlemine karar veren gerçek ve tüzel kişiler, hukukî bakımdan sorumlu tutulmaz.

(7) Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısından istenen bilgi veya belgenin on gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunludur. İstenen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısına elli bin Türk Lirasından üç yüz bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.”

CMK 128 uyarınca bir hesaba elkonulabilmesi için ilgili kurumlardan (MASAK, BDDK, SPK vb.) rapor alınması gerekiyordu. Bu raporların gelmesi haftalar sürüyordu. Bankalar, yargı kararı olmadan hesabı dondurduklarında “ticari itibarın zedelenmesi” veya “tazminat sorumluluğu” korkusuyla hareket edemiyordu. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının (borsaların) statüsü ve müdahale yetkisi net değildi. Savcılık kararı bankaya ulaşana kadar para çoktan kripto cüzdanlara veya yurt dışı hesaplarına kaçırılmış oluyordu. Artık yeni düzenleme ile Banka, ödeme kuruluşu veya kripto borsası, makul şüphe gördüğü anda (örneğin bir hesaba olağan dışı ve şüpheli bir para girişi olduğunda) hesabı 48 saat boyunca dondurabiliyor. Elkoyma işlemi için rapor zorunluluğu aranmıyor. Düzenleme sadece bankaları değil, kripto varlık hizmet sağlayıcılarını da açıkça sorumlu ve yetkili kılıyor.

Suçlar sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmıştır. Bunlar: Bilişim sistemleri kullanılmak suretiyle nitelikli hırsızlık, Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarıdır. Esasen bu düzenleme mülkiyet hakkına bir müdahaledir; ancak bilişim suçlarındaki “kamu yararı” ve “zararın önlenmesi” zorunluluğu bu müdahaleyi meşrulaştıran temel argümandır.

     II.          CMK m.250 – Seri Muhakeme Usulü

Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “(madde 170)” ibaresi “(madde 170, birinci ve üçüncü fıkra)” şeklinde değiştirilmiştir. Dolayısıyla Sadece m. 170’in birinci ve üçüncü fıkraları seri muhakeme kapsamında kaldı. M.170/2’de düzenlenen suçun toplu yerlerde işlenmesi hali kapsam dışı bırakıldı.

   III.          CMK m.253 – Uzlaştırma

TCK 155’teki güveni kötüye kullanma suçunun tamamı uzlaştırma kapsamındaydı. Yeni ihdas edilen üçüncü fıkra (Suçun konusunun taşıt olması) uzlaştırma kapsamından çıkarıldı. Dolayısıyla arabanızı kiralayıp kaçıran veya emanet alıp satmaya çalışan kişiyle artık “uzlaşma” masasına oturamayacaksınız; bu kişi doğrudan kamu davası ile yargılanacak. CMK 253/3’te yapılan değişiklikle, hakaret suçu (TCK 125) tamamen bu listeden çıkarıldı. TCK m.75’te yapılan düzenleme ile önödeme kapsamına alındı.

Ayrıca fıkraya bu cümle eklenmiştir: “Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.”

Normalde, uzlaştırma kapsamındaki bir suç, kapsam dışı bir suçla birlikte işlenirse uzlaştırma yapılamazdı. Ancak yeni düzenleme ile eğer bir suç Önödeme kapsamındaysa (örn: Hakaret) ve diğeri Uzlaştırma kapsamındaysa (örn: Basit Yaralama) ve bunlar aynı kişiye karşı işlenmişse; artık “önödeme var diye uzlaştırma yapılamaz” kuralı işlemeyecek. Uzlaştırma kapsamındaki suç için süreç işletilecek.

Ayrıca uzlaşmanın sağlanmış olduğu dosyalar bakımından CMK’ye Geçici Madde 8 eklenmiştir: “Soruşturma veya kovuşturma evresinde olup da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla uzlaşmanın sağlanmış olduğu dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır.” Diğer bir deyişle Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla “uzlaşmanın sağlanmış olması” durumunda rapor imzalandıysa artık kanun değişti önödeme kapsamına alındı denilemeyecek, ancak uzlaştırmacı atanmış ama eğer dosya uzlaştırmacıdaydı ama taraflar henüz raporu imzalamadıysa (yani uzlaşma henüz sağlanmadıysa), bu geçici madde devreye girmez. Bu durumda dosya uzlaştırmacıdan geri çekilir ve savcılık tarafından Yeni Önödeme (TCK 75/6-a-2) kuralları uygulanır.

    IV.          CMK m.280- Bölge Adliye Mahkemesinde İnceleme ve Kovuşturma

Yapılan değişiklikle Bölge Adliye Mahkemelerinin (BAM) yetkisi genişletilmiştir. Eski düzenlemede BAM m. 289/1 (g) ve (h) bentleri söz konusu olduğunda dosyayı yerel mahkemeye bozarak gönderemiyordu.

  (g) Bendi: Hükmün gerekçeyi içermemesi.

  (h) Bendi: Savunma hakkının sınırlandırılmış olması.

Yani Eğer yerel mahkeme kararında hiç gerekçe yazmamışsa veya sanığın savunma hakkını ağır şekilde kısıtlamışsa; BAM dosyayı “bu eksikleri gider” diye geri gönderemiyor, mecburen duruşma açıp bu eksikliği bizzat kendisi gidermek zorunda kalıyordu. Ayrıca BAM bu düzenlemenin aksine dosyayı bozarak ilk derece mahkemesine gönderirse bu durumda yapılan yargılamalar görevsiz mahkemeler tarafından yapmış sayılarak Yargıtay tarafından bozma kararı veriliyor ve yargılamaların haddinden fazla uzamasına sebebiyet veriyordu.

Yeni düzenleme ile Artık BAM, yerel mahkeme kararında gerekçe yoksa (m. 289/1-g) veya savunma hakkı kısıtlanmışsa (m. 289/1-h), dosyayı doğrudan BOZABİLECEK ve yeniden görülmek üzere yerel mahkemeye geri gönderebilecektir.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (İnfaz Kanunu)

İnfaz Kanunu Geçici 10.maddesinde değişiklikler yapılmıştır. Geçici 10. madde, hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna ayrılma ve denetimli serbestlikten erken yararlanma şartlarını düzenliyordu. Yapılan değişiklikle, aşağıdaki suçları işleyenlerin bu “istisnai ve kolaylaştırılmış” infaz rejiminden yararlanması engellenmiştir:

  Kasten Öldürme (TCK 82/1-d, e, f): Üstsoy, altsoy, eş, boşandığı eş, çocuk veya hamile olduğu bilinen kadına karşı işlenen nitelikli öldürme suçları artık Geçici 10. madde avantajlarından yararlanamayacak.

  Deprem Kaynaklı Ölümler: Deprem nedeniyle yıkılan veya hasar gören binalardaki ölümlerden sorumlu olanlar (müteahhitler, yapı denetim sorumluları vb.) bu madde kapsamındaki infaz avantajlarının tamamen dışına itilmiştir.

  Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar: TCK 102, 103 ve 104/2-3 (çocukların cinsel istismarı ve nitelikli cinsel saldırı) suçları artık Geçici 10. madde kapsamındaki erken tahliye veya açık cezaevi geçişlerinden faydalanamayacak.

Ayrıca “Tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle” ibaresi eklenerek, belirleyici kriterin “suçun işlenme tarihi” olduğu yasal olarak düzenlendi. Bu, derdest (devam eden) dosyalar ve infazı süren tüm dosyalar için hukuki belirlilik sağladı. Suç tarihi esas alınarak halihazırda yargılaması devam eden dosyalar bakımından da uygulanmasının önü açılmıştır.

Örneğin bir kişinin, 2023 yılı Temmuz ayı öncesinde (kanunun belirlediği sınır tarih) “Nitelikli Hırsızlık” (TCK 142) veya “Resmi Evrakta Sahtecilik” (TCK 204) suçundan 6 yıl hapis cezası aldığını ve cezasının kesinleştiğini varsayalım. Hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik gibi suçlar; yeni düzenlenen “istisna” listesinde (kasten öldürme, cinsel suçlar, deprem suçları vb.) yer almaz. Suç, kanunda belirtilen tarihten önce işlenmiştir ve Hükümlü cezaevinde disiplin suçu işlememiş, “iyi halli” biridir. Bu durumda Çok daha kısa bir sürede (veya doğrudan) açık cezaevine ayrılabilir, Koşullu salıverilmesine 3 yıl veya daha fazla süre kala denetimli serbestliğe ayrılarak tahliye olabilir.

Diğer Kanunlarda yapılan düzenlemeler

25/12/2025 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANAN TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (11. YARGI PAKETİ) İLE GELEN DÜZENLEMELER

5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu

5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu m.62’nin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere yeni fıkra eklenmiştir. Buna göre:

Birlik yönetim kuruluna 30 günlük bir onay/red süresi verildi. Eğer tarife Bakanlık görüşüne tabi ise, görüş sorulduğunda bu 30 günlük süre durur, cevap geldiğinde kaldığı yerden devam eder. Mülki idare amiri (Vali/Kaymakam) veya yardımcısı başkanlığında; Ticaret İl Müdürlüğü, Defterdarlık, Belediye ve meslek odalarından oluşan geniş katılımlı bir komisyon kuruldu. Komisyon, itiraz edilen veya Bakanlığın olumsuz görüş verdiği tarifeyi 15 gün içinde karara bağlamak zorunda. Yani komisyon artık bir “tavsiye” mercii değil, bir “karar” mercii konumundadır. Komisyon değerlendirmesini yaparken sadece maliyetlere ve kâr marjına bakmayacak; aynı zamanda Orta Vadeli Programda (OVP) yer alan enflasyon hedeflerini de dikkate alacak. Bu, esnaf tarifelerinin genel ekonomi politikasıyla doğrudan ilişkilendirilmesidir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (Sigorta Kanunu)

Sigorta Kanunu Geçici Madde 111 eklenmiştir: “Bu Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında 1/1/2016 tarihinden önceye ait olup ödenmemiş genel sağlık sigortası primleri ile gecikme cezası ve gecikme zammı gibi ferî alacaklarının tamamının tahsilinden vazgeçilir. Bu maddenin yayımlandığı tarihe kadar söz konusu süreler için ödenmiş olan primler iade ve mahsup edilmez.”

Bu düzenleme kamuoyunda “GSS Prim Borcu Affı” olarak bilinen ve özellikle gençleri, işsizleri veya herhangi bir sigortalılığı bulunmayan geniş bir kitleyi ilgilendiren bir “borç silme” düzenlemesidir. Düzenleme herkesi değil, sadece 5510 sayılı Kanun’un 60/g maddesi kapsamındakileri kişileri ilgilendirmektedir.

  60/g Kimdir? Herhangi bir kapsamda (4/a, 4/b, 4/c) sigortalı olmayan, bakmakla yükümlü olunan kişi sıfatı bulunmayan ve GSS primini kendi ödemekle yükümlü olan vatandaşlardır. Genelde “gelir testi” yaptıran veya yaptırmadığı için en üst sınırdan borçlanan kitleyi ifade eder.

  Hangi Borçlar? Sadece 1 Ocak 2016 tarihinden öncesine ait borçlar.

6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanunun (Ödeme Sistemleri Kanunu)

Ödeme Sistemleri Kanununun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasına “müşteri kimliğinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “biyometrik yöntemlerle veya elektronik kimlik doğrulama kabiliyetini haiz kimlik belgeleriyle” ibaresi eklenmiştir. Bu değişiklik ile müşteri kimliğinin doğrulanmasında 1. Biyometrik Yöntemler: Yüz tanıma, parmak izi özeti gibi kişinin fiziksel özelliklerini dijital olarak doğrulayan sistemler. 2. E-Kimlik Doğrulama: Yeni nesil çipli kimlik kartlarının (NFC teknolojisi ile) doğrudan telefon/cihaz üzerinden okunması şeklinde gerçekleştirileceği düzenlenmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu -VUK

VUK’a Geçici Madde 37 eklenmiştir. Buna göre, 2025, 2026 ve 2027 yıllarında (geçici vergi dönemleri dahil), enflasyon düzeltmesi şartları (o %100 ve %10 kriterleri) oluşsa dahi mali tablolar düzeltmeye tabi tutulmayacak. Cumhurbaşkanı, bu erteleme süresini 3 hesap dönemi daha uzatmaya yetkilidir (Yani bu mola 2030’a kadar sürebilir). Bu erteleme, finans sektörü (Bankalar, sigorta şirketleri, finansal kiralama şirketleri vb.) ve kayıtlarını yabancı para birimiyle tutanlar için geçerli değil. Onlar düzeltme yapmaya devam edecekler. Bankalar ve finans kuruluşları, Geçici 33/4 kapsamında zaten düzeltmenin vergi etkisinden (kazanç/kayıp yazma) muaf tutulmuşlardı. Bu madde ile Geçici 33/4 kapsamındaki finans kuruluşlarının da bu düzenlemeden yararlanacağı ifade edilerek Finans sektörünün de diğer tüm mükellefler gibi 2025’ten itibaren 3 yıl boyunca (Cumhurbaşkanı uzatmazsa) enflasyon düzeltmesi de yapmayacağı ifade edilmiştir.

Türk Medeni Kanunu Düzenlemeleri

25/12/2025 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANAN TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (11. YARGI PAKETİ) İLE GELEN DÜZENLEMELER

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)

       I.          TMK M.733- Önalım hakkına ilişkin Kullanma yasağı, feragat ve hak düşürücü süre

TMK’nın 733 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde ve dördüncü fıkrasında yer alan “iki yıl” ibaresi “bir yıl” şeklinde değiştirilmiştir.

“8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar ile cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz.”

Eski metinde sadece “Cebri artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz” ibaresi yer alıyordu. Maddeye açıkça “2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar” ibaresi eklendi. Devletin (kamunun) paydaş olduğu bir taşınmazdaki payını ihale usulüyle satması durumunda, diğer paydaşlar artık “şufa hakkım var” diyerek ihaleyi kazanan üçüncü kişiden payı geri alamayacaklar. Bu düzenleme, kamu ihalelerinin kesinliğini ve ihale alıcısının mülkiyet hakkını koruma altına almıştır.

Ayrıca önalım hakkı, satışın hak sahibine noter aracılığıyla bildirildiği tarihten itibaren 3 ay ve her halde satışın üzerinden 2 yıl geçmekle düşüyordu. Burada iki yıllık süre 1 yıla indirildi. Mevcut düzenleme ile “Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden bir yıl geçmekle düşer.”

     II.          TMK m.734 – Önalım hakkının kullanılması

Önalım hakkından kullanılmasına ilişkin 734. Maddenin 2.fıkrasında değişiklikler yapılmıştır. Maddenin güncel halinde 2.fıkrası şu şekildedir: “Dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Önalım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, verilen kesin süre içinde yerine getirilmezse önalım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilemez. Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir.”

Düzenleme öncesinde Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre önalım bedeli, kural olarak “tapuda gösterilen satış bedeli + harç ve masraflar” üzerinden belirleniyordu. Dava 3-4 yıl sürdüğünde, taşınmazın değeri 10 katına çıksa bile önalım hakkı sahibi taşınmazı tapudaki eski bedelle alabiliyordu. Bu durum, alıcı (davalı) için büyük bir ekonomik yıkım, davacı içinse haksız zenginleşme demekti. Kanun artık doğrudan “Rayiç Bedel” kriterini getirdi. Hâkim, dava konusu payın güncel piyasa değerini “gecikmeksizin” bilirkişi marifetiyle belirlemek zorundadır. Ayrıca yatırılan rayiç bedelin ve tapu giderlerinin nemalandırılması (faiz veya benzeri getiri sağlanması) yasal zorunluluk haline geldi. Bedel, hüküm kesinleşene kadar bankada değer kazanmaya devam edecek. Böylece taşınmazı elinden alınan alıcı, hem güncel rayiç bedeli hem de davanın kesinleşmesine kadar geçen süredeki paranın zaman değerini (nemasını) alarak korunmuş olacak.

Hâkim tarafından belirlenen bedelin, yine hâkimin belirleyeceği “kesin süre” içinde nakden yatırılması şarttır. Bu süre içinde para yatırılmazsa, dava esastan değil, bu yükümlülük yerine getirilmediği için reddedilir ve tescil kararı verilemez. Bu fıkra, davanın sürüncemede kalmasını engeller.

Ne zaman Uygulanmaya Başlanacak?

TMK m.733 ve m.734’te yer alan düzenlemelerin ne zaman uygulanmaya başlanacağına ilişkin esaslar ise Kanuna eklenen Geçici Madde 1 ile açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre m.733’te yer alan değişiklikler kanun yürürlüğe girmeden önce yapılan satışlar bakımından geçerli değildir. Örneğin, bir pay satışı kanun yürürlüğe girmeden yapılmışsa, diğer paydaşların dava açma süresi hâlâ 2 yıldır. Ancak m.734’te yapılan değişiklikler ise derdest davalarda dahi uygulanacaktır. Normalde hukukta maddi hukuka ilişkin kurallar geriye yürümez. Ancak önalım bedelinin tespiti usuli bir işlem olarak kabul edildiği ve enflasyon karşısında mülkiyet hakkını koruma amacı güttüğü için, kanun koyucu burada “derhal uygulama” ilkesini seçmiştir. Örneğin, elinizde 3 yıldır süren bir şufa davası varsa ve dava dilekçesinde bedel “tapu değeri” üzerinden yatırılmışsa; hâkim artık yeni yasaya göre güncel rayiç bedeli belirleyip davacıya bu farkı yatırması için kesin süre verecektir. Bu düzenleme derdest davalarda davacıları (önalım hakkı sahiplerini) ciddi bir mali yükle karşı karşıya bırakacaktır. Tapu değeri 1 milyon olan ama bugün rayiç değeri 5 milyon olan bir yer için, davacı aradaki 4 milyonu “kesin süre” içinde yatıramazsa davası reddedilecektir.

Elektronik Haberleşme Kanunu Düzenlemeleri

25/12/2025 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANAN TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (11. YARGI PAKETİ) İLE GELEN DÜZENLEMELER NELERDİR?

5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu

       I.          Elektronik Haberleşme Kanunu m.50- Abonelik sözleşmeleri

Elektronik Haberleşme Kanununun 50 nci  maddesine yedinci fıkrasından sonra gelmek üzere fıkralar eklenmiş, maddenin mevcut sekizinci fıkrası buna göre teselsül ettirilmiş ve madde değiştirilmiştir. Bu kapsamlı değişiklik, özellikle dolandırıcılık, yasa dışı bahis ve terör faaliyetlerinde kullanılan “açık hat” veya “hayalet hat” sorununu kökten çözmeyi hedeflemektedir.

Buna göre:

E-Kimlik Zorunluluğu: Sadece “resmi” olması yetmez; belgenin elektronik kimlik doğrulama kabiliyetine sahip olması şart koşuluyor. Kimlik belgesine ek olarak yüz veya parmak izi özeti gibi biyometrik veriler veya güvenli şifrelerle doğrulama yapılacak. Yabancı uyruklu kişilerin abonelikleri doğrudan Göç İdaresi Başkanlığı (GİB) verileriyle teyit edilecek. Uzaktan abonelik yapan yabancıların konum verileri, işlemin güvenilirliğini teyit etmek için GİB ile paylaşılacak. Bu düzenleme, sınır ötesinden veya sahte konumlarla hat açılmasını engellemeyi amaçlıyor.

3 Ayda Bir Denetim: İşletmeciler (Turkcell, Vodafone, Türk Telekom vb.), tüm abonelerin yaşayıp yaşamadığını veya tüzel kişiliğin sona erip ermediğini 3 ayda bir sorgulamak zorunda. Vefat eden veya kapanan şirketler üzerine kayıtlı hatlar ise sistem tarafından tespit edilip otomatik olarak kesilecek. Bu, suç örgütlerinin “sahipsiz” hatları kullanma alanını daraltıyor.

Kişi Başı Limit: BTK (Kurum), bir kişinin veya şirketin üzerine açabileceği maksimum hat sayısını belirleyecek. İşletmeci bu limiti aşan abonelik yapamayacak. Bir cihazda (IMEI) kullanılan abone numarası sayısı Kurum tarafından belirlenen sınırı aşarsa, o cihaza hizmet verilmeyecek. Bu, dolandırıcılıkta kullanılan “multi-SIM” cihazlarla mücadele için getirilmiş teknik bir bariyerdir.

Artık bir hat üzerinden işlenen suçta, “haberim yoktu, başkası açmış” savunması, biyometrik doğrulama zorunluluğu nedeniyle geçerliliğini büyük oranda yitirecektir.

     II.          Elektronik Haberleşme Kanunu m.60 – Kurumun yetkisi ve idarî yaptırımlar

Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 60. maddesinde yapılan bu köklü değişiklikler m.50 kapsamında yapılan düzenlemelerle bağlantılı olarak düzenlenmiştir. Eskiden idari para cezaları genellikle işletmecinin net satışları üzerinden genel oranlarla belirlenirdi. Yeni düzenleme ile doğrudan eylem odaklı ve birim bazlı bir cezalandırma sistemi getirilmiştir.

Kimlik Doğrulama Hatası (50/8-9): Usulsüz açılan her hat başına 75.000 TL. (Örneğin; bir bayinin sahte kimlikle 100 hat açtığı tespit edilirse operatör 7,5 Milyon TL ceza ile karşı karşıya).

Hat Sınırı İhlali (50/10): BTK’nın belirlediği limitin üzerinde açılan her hat başına 40.000 TL.

Cihaz Limit İhlali (50/11): Usulsüz kullanılan her cihaz başına 200.000 TL ile 500.000 TL arası.

Toplam ceza, işletmecinin bir önceki yıl net satışlarının binde 7,5’ini geçemez; ancak her durumda en az 1 Milyon TL olur.

Bu düzenleme ile ayrıca dolandırıcılık ve siber hırsızlık vakalarında paranın dondurulmasından (CMK 128/A) sonraki ikinci en önemli operasyonel adımdır. Soruşturma aşamasında hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca varsa savcı emri ile Nitelikli hırsızlık (bilişim), dolandırıcılık ve kart dolandırıcılığı suçlarında kullanılan hatlarda işletme tarafından haberleşmenin hizmeti kesilir. Savcı emriyle yapılan kesme işlemi 24 saat içinde hâkime sunulur; hâkim 48 saat içinde karar verir. Eğer operatör bu emre rağmen hattın bağlantısını kesmezse, Cumhuriyet Savcısı işletmeciye 50 bin TL ile 300 bin TL arası doğrudan idari para cezası verir.

Ek olarak, Savcı veya hâkim tarafından istenen bilgi/belgenin 10 gün içinde verilmesi şarttır. Göndermeyen veya eksik gönderen operatöre yine savcı tarafından 50 bin TL ile 300 bin TL arası ceza kesilir. CMK 128/A (para dondurma) ve EHK 60/18 (hat kesme) maddeleri birlikte okunduğunda; 11. Yargı Paketi’nin siber dolandırıcıları hem finansal hem de operasyonel olarak ortadan kaldırmayı amaçladığı görülmektedir.

   III.          Elektronik Haberleşme Kanunu Geçici Madde 8 – Abonelik kayıtlarının güncellenmesi

Kanuna eklenen Geçici Madde 8 ile önceki değişiklikler kapsamında abonelik kayıtlarının güncellenmesindeki esaslar belirtilmiştir. Buna göre:

  • Yabancı Uyruklu Aboneler

Mevcut tüm yabancı aboneler için 6 + 6 aylık bir güncelleme süresi başlıyor. Bu süre içinde yabancı uyruklu kişi, operatörüne gidip biyometrik doğrulama (yüz taraması/parmak izi) ile kaydını güncellemek zorunda. Güncelleme yapmayan veya kimliği teyit edilemeyen yabancıların hatları, sürenin bitiminden itibaren 1 ay içinde kapatılacak.

  • Hat Sayısı Sınırlaması

BTK 6 ay içinde bir kişinin (veya tüzel kişinin) adına açabileceği maksimum hat sayısını belirleyecek. Limit fazlası hattı olanlara 6 + 6 aylık bir “tasfiye” süresi verilecek. Abone, fazla hatlarını kendisi kapatmaz veya devretmezse; operatör en eski tarihli abonelikleri koruyacak, limit fazlası olan yeni tarihli hatları otomatik olarak kesecektir.

  • Maliyet/Muafiyet

Limit fazlası hatların kapatılması veya devredilmesi durumunda; Vergi ve harç alınmayacak, Cayma bedeli (taahhüt bozma cezası) işletilmeyecek, Cezai şart veya benzeri yükümlülükler doğmayacak. Bu, mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi dengelemek ve süreci hızlandırmak için getirilmiş bir hükümdür.

  • Operatörler İçin “Hat Başına” Ceza

Kaydı güncellemeyen veya fazla hatları kesmeyen operatöre, her bir hat başına 20.000 TL idari para cezası verilecek. Bu, operatörleri bayilerini çok sıkı denetlemeye zorlayan bir hükümdür.

Kamu İhale Kanunu Düzenlemeleri

25/12/2025 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANAN TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (11. YARGI PAKETİ) İLE GELEN DÜZENLEMELER

1        4734 sayılı Kamu İhale Kanunu (KİK)

       I.          7571 s. Kanun m.11 – İtirazen Şikayet Başvuru Bedelinin İadesi

Eski uygulamada bir istekli itirazen şikâyet başvurusunda bulunduğunda, Kurul şikâyeti reddettiğinde bedel KİK’e gelir kaydediliyordu. Sadece başvurunun tamamen haklı bulunması durumunda iade söz konusuydu. Başvuruların haklılık derecesine göre iade prosedürü işletilmiyordu. Ayrıca bedel iadesinde son ödeme tarihine kadar geçen süre için faiz işlemez ibaresi yer alıyordu. Yeni düzenleme ile:

“İtirazen şikayet başvuru bedelinin, itirazen şikayet başvuru dilekçesinde yer verilen iddialar dikkate alınarak belirlenecek haklılık oranına karşılık gelen kısmının Kurul kararı ile başvuru sahibine iadesine karar verilir. Ancak Kurum tarafından 54 üncü maddenin onbirinci fıkrasının (c) bendi uyarınca başvurunun reddine veya eşit muamele ilkesi yönünden yapılan inceleme sonucunda 54 üncü maddenin onbirinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri uyarınca ihalenin iptaline veya düzeltici işlem belirlenmesine karar verilmesi halinde başvuru bedeli iade edilmez. Başvuru dilekçesinde aynı iddia kapsamında birden fazla hususa yer verilmesi halinde bu hususlar Kurum tarafından ayrı birer iddia olarak değerlendirilir. Kurul kararının başvuru sahibine bildirimini izleyen otuz gün içinde başvuru sahibinin Kuruma yazılı talebi üzerine, bu talep tarihini izleyen onbeş gün içinde Kurum tarafından bedel iadesi yapılır. Bu süre içinde ödeme yapılamaması halinde, sürenin bitiminden itibaren ödeme tarihine kadar geçen süre için kanuni faiz işletilir.

İtirazen şikayet başvurusu üzerine alınan Kurul kararlarına karşı açılan davalar sonucunda veya 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca sözleşmenin feshedilmesi hallerinde, bu fıkranın birinci paragrafının (1) numaralı bendi uyarınca tahsil edilen bedelin ilk sözleşme bedelinin tamamlanmayan oranına karşılık gelen kısmının Kurul kararı ile yükleniciye iade edilmesine karar verilir. Bedel iadesinin yapılabilmesi için yüklenicinin, fesih ve tasfiye işlemlerinin tamamlandığının kendisine bildirimini izleyen otuz gün içinde iade talebiyle idareye başvurması gerekir. Başvuruyu izleyen onbeş gün içinde idarece, ilk sözleşme bedelinin tamamlanmayan oranı dahil gerekli bilgi ve belgeler Kuruma iletilir. Bilgi ve belgelerin Kurum kayıtlarına alındığı tarihi izleyen onbeş gün içinde, Kurum tarafından bedel iadesi yapılır. Bu süre içinde ödeme yapılamaması halinde, sürenin bitiminden itibaren ödeme tarihine kadar geçen süre için kanuni faiz işletilir.”

Yeni düzenleme ile artık “Haklılık Oranı” kavramı geldi. Başvuru sahibi dilekçesinde 5 farklı iddiada bulunduysa ve Kurul bunlardan 2’sini haklı bulup 3’ünü reddettiyse, ödenen başvuru bedelinin %40’ı ($2/5$ oranı) iade edilecek. Ancak eğer başvuru usulden reddedilirse (m. 54/11-c) veya sadece “eşit muamele” ilkesi üzerinden bir düzeltme/iptal kararı verilirse bedel iade edilmeyecek. Ayrıca iade talebinden itibaren 15 gün içinde ödeme yapılmazsa KİK artık kanuni faiz ödemek durumundadır.

Sözleşme feshedilmesi halinde ise işin yapılmayan kısmına tekabül eden Kurum payı yükleniciye iade edilecek. Yine fesih bildiriminden sonra 30 gün içinde idareye başvuru yapılacak, idare 15 gün içinde belgeleri KİK’e gönderecek ve KİK 15 gün içinde parayı iade edecek. Gecikme halinde yine kanuni faiz işletilecek. Devletin, hizmetini sunmadığı (fesih nedeniyle) veya haksız olduğunu kabul ettiği (iddiaların bir kısmının kabulü) durumlarda aldığı bedeli tutması sebepsiz zenginleşme teşkil etmekteydi; bu durum düzeltildi.

İcra İflas Yargı Paketi Düzenlemeleri

25/12/2025 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANAN TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (11. YARGI PAKETİ) İLE GELEN DÜZENLEMELER

2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)

I.          7571 s. K. m.1- İhalenin Feshi Talebi

Kanunun 1.maddesindeki düzenleme: “İcra ve İflas Kanununun 134 üncü maddesinin ikinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ve dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir.

“Belirtilen kişiler dışında kalan kişilerce ihalenin feshinin talep edilmesi halinde mahkemece ihalenin feshi talebi dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilir.”

“Teminatın veya üçüncü fıkra uyarınca yatırılması gereken harcın yatırılmaması veya eksik yatırılması suretiyle ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde mahkeme tebliğ edeceği muhtırada, iki haftalık kesin süre içinde teminatın veya harcın ikmal edilmesini, aksi hâlde ihalenin feshi talebinin dosya üzerinden kesin olarak reddedileceğini bildirir. Mahkeme, süresi içinde teminat veya harç ikmal edilmediği takdirde derhal ihalenin feshi talebini reddeder.”

İhale süreçlerinde ihale ile hiçbir ilgisi olmadığı halde kötüniyetli üçüncü kişiler ihalenin feshini talep ederek sürenin uzamasına sebebiyet vermekte ve uzun süren yargılamalar dolayısıyla alıcı taşınmaza uzun süre kavuşamazken alacaklı da uzun süren yargılamalar sebebiyle alacağına kavuşamamaktadır. Bu sebeple kötüniyetli üçüncü kişilerin yargılamayı uzatmaya yönelik girişimlerinin azaltılması amacıyla ve yargılamaların da uzun sürmemesi için böyle bir düzenleme getirilmiştir.

       Sonuç olarak ihalenin feshini isteyebilecek kişilerin kapsamı netleştirilmiş ve bu sayılan kişiler dışında ihalenin feshinin talep edilmesi halinde uzun yargılamalara gerek olmaksızın mahkemenin duruşma açmaksızın dosya üzerinden ve kesin olarak davayı reddedeceği düzenlenmiştir. Ayrıca, fesih talep edenlerin ihale bedeli üzerinden %5 teminat yatırması ve nispi harcın yarısını peşin ödemesi zorunluluğunda mahkemece 2 haftalık süre verileceği ve bu süre içerisinde teminat veya harcın yatırılmaması halinde ihalenin feshi talebinin reddedileceği açıkça düzenlenmiştir.

     II.          7571 s. K. m.2- Tasarrufun iptalinde karşılıksız kazandırmalar

Kanunun 2.maddesindeki düzenleme ile borçlu tarafından alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yapılan karşılıksız kazandırmaların kapsamı genişletilmiştir. Düzenleme şöyledir: “MADDE 278- Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir.

Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır:

a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar.

b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler.

c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.”

KriterEski (2004 s. Kanun)Yeni (11. Yargı Paketi)
Bağışlama Süresi2 Yıl1 Yıl
Kapsamdaki KişilerSadece eş ve kan hısımları+ Eski eş (son 1 yıl), + Ev arkadaşları
Karine YapısıMutlak/Sert (Geri dönülmez gibi)Aksini ispat mümkün (Esnek/Savunma hakkı odaklı)
Odak Noktasıİşlemin kendisi (Batıl)İşlemin gerçekliği ve bedel dengesi (İvazlılık)

Genel bağışlamalar için süre, hacizden veya iflastan geriye doğru 2 yıl iken yeni düzenlemeye göre bu süre 1 yıla düşürüldü. Burada kanun koyucu alacaklının hakları ile borçlunun da tasarruf yetkisinin çok uzun süre “şüpheli” altında bırakılmamasını, yani mülkiyet hakkının korunmasını amaçlamaktadır.

Sadece mevcut eş ve 3. derece hısımlar sayılıyordu. “Boşanılan eş” veya “birlikte yaşanılan kişiler” metinde yoktu. Yeni düzenleme ile eski eş ve birlikte yaşanılan kişiler de bu kapsama dahil edilmiş ve bu yönüyle bağışlama kriteri genişletilmiştir. Örneğin, Borçlu, malını aynı evde yaşadığı ev arkadaşına devrettiğinde; eski yasada alacaklının “mal kaçırma kastını” ispatlaması çok zorken, yeni düzenleme ile, bu devir doğrudan “bağışlama sayılan hal” kapsamında yer aldı.

Eski düzenlemede tek tek sayılan kişilere yapılan devirler “bağışlama gibidir” denilerek batıl sayıyordu. Borçlunun “gerçekten değerini aldım” demesi uygulamada zordu. Ancak yeni düzenleme ile Borçluya veya üçüncü kişiye, işlemin gerçek bir satış olduğunu kanıtlama kapısını yasal olarak açık bırakıyor. Ayrıca eski düzenleme yalnızca “pek aşağı bir fiyat” ibaresi yer almaktaydı. Ancak bu fiyatın tespitinde belirsizliklere yol açmaktaydı. Yeni düzenleme ile “Gerçek değerine göre” ve “Aksi ispatlanmadıkça” vurgusu eklendi. Dolayısıyla Mahkemelerin sadece tapudaki satış bedeline değil, bilirkişi marifetiyle saptanan “gerçek değere” bakarak bir sonuca gitmesi gerekmektedir.

       III.          7571 s.K. m.3 – Parasal Sınır

Eski uygulamada, icra mahkemesinin verdiği bir kararın istinaf (m. 363) veya temyiz (m. 364) edilebilip edilemeyeceği belirlenirken kararın verildiği tarihteki parasal sınırlar dikkate alınıyordu. Yani parasal sınırın yükselmesiyle dosyasını istinaf edebilen taraflar yeni parasal sınır engeline takılıyorlar ve dosyayı üst mahkemeye taşıyamıyorlardı. Yeni düzenleme ile hukuki belirlilik ilkesinin ve mahkemeye erişim hakkının korunması amacıyla “2004 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“363 ve 364 üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında şikâyet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.”

Sonuç olarak, dava açıldığı gün şartlar neyse, o şartlar davanın sonuna kadar geçerlidir. Parasal sınırların uygulanmasında, davanın açıldığı veya şikâyet başvurusunun yapıldığı tarihteki miktar taban alınacaktır.

Lazer Epilasyon Sonucu Oluşan Yanıklar

Lazer Epilasyon Sonrası Yanıklar ve Tüketici Hakları: Tazminat Davaları

Günümüzde lazer epilasyon, istenmeyen tüylerden kurtulmanın etkili ve popüler bir yolu olarak tercih edilmektedir. Ancak bu işlemler sırasında bazı kişilerde yanıklar, kalıcı izler ve ciddi cilt hasarları meydana gelebilmektedir. Bu durum, hem maddi hem de manevi kayıplara yol açabileceği için tüketiciler açısından hukuki yollara başvurmayı gerektirebilir.

LAZER EPİLASYON HAKKINDA BiLGİ:
Ülkemizde, estetik amaçlı lazer cihazı kullanımı epilasyon, vücut şekillendirme, deri lezyonlarının çıkarılması, derinin yenilenmesi ve gençleştirilmesi, damarsal lezyonların tedavisi, dövme silme gibi amaçlarla yaygın olarak yapılmaktadır.
Sağlık alanında kullanılan lazer sistemleri uyarılmış radyasyonun yoğunlaşmasıyla güçlendirilmiş ışık demetinin belli bir noktaya yönlendirilmesi esasına dayanmaktadır. Lazer cihazları ile tedavinin temelinde, doğru doz, doğru süre ve doğru sıklıkla tedavi prensipleri yatmaktadır. Ancak, tüm parametreler doğru gerçekIeştirilse dahi, komplikasyon ihtimali bulunmaktadır.

Lazer Epilasyon Sonrası Yanıklar ve Hukuki Sorumluluk
Lazer epilasyon işlemleri genellikle güzellik merkezlerinde ya da tıbbi hizmet sunan kuruluşlarda gerçekleştirilmektedir. Bu hizmetlerin sunumunda meydana gelen olumsuzluklar, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Hizmet Ayıbı: Lazer epilasyon sırasında kullanılan cihazın bozuk olması, işlemin hatalı uygulanması ya da cilt tipine uygun olmayan bir yöntem tercih edilmesi, hizmette ayıp olarak kabul edilmektedir.
Hizmet Sunucusunun Sorumluluğu: Hizmet sağlayıcı, lazer epilasyonun doğru ve güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Aksi halde, meydana gelen zararlardan hukuken sorumludur.
Tazminat Talep Edebilir Misiniz?
Lazer epilasyon nedeniyle yanık gibi fiziksel zararlar yaşadıysanız, tazminat davası açma hakkınız bulunmaktadır. Bu süreçte:

Maddi Tazminat: Tedavi masrafları, iş gücü kaybı ve diğer maddi zararlar talep edilebilir.
Manevi Tazminat: Yaşanan acı, psikolojik etkiler ve sosyal hayat üzerindeki olumsuz sonuçlar için manevi tazminat talep edilebilir.
Tüketici Mahkemesinde Nasıl Dava Açılır?
Lazer epilasyon kaynaklı zararlar için tüketici mahkemesinde dava açabilirsiniz. Bunun için:

İşleme ilişkin fatura veya sözleşme gibi belgeleri temin edin.
Doktor raporu, fotoğraf ve benzeri delillerle zararınızı belgeleyin.
Bir avukata danışarak hukuki süreci başlatın.
Dikkat Edilmesi Gerekenler
Zaman Aşımı Süresi: Tazminat talebi için genel olarak 2 yıllık zaman aşımı süresi bulunmaktadır.
Uzman Seçimi: Lazer epilasyon işlemi öncesinde hizmet sağlayıcının yetkinliğinden emin olun.

Ayrıca lazer uygulaması sonucu bir yanık meydana gelmiş ise bu hususa ilişkin şikayet yolu da mevcuttur. Lazer uygulamasında kusuru olan kişiye Taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçu kapsamında değerlendirilir. Buna ilişkin emsal kararlar mevcuttur.

Eğer siz de lazer epilasyon kaynaklı zararlar yaşadıysanız, hukuki haklarınızı koruma altına almak ve zararınızı tazmin ettirmek için bir hukuk uzmanından destek alabilirsiniz.

UYUŞTURUCU MADDE KULLANMA VEYA BULUNDURMA SUÇU – TCK M.191

İÇİNDEKİLER


Uyuşturucu kullanma veya bulundurma suçu nedir?

Uyuşturucu Madde Kullanma Amacının Tespiti- Kriterleri

Uyuşturucu Kullanma veya Bulundurma Suçu Nitelikli Halleri

Kamu Davasının Ertelenmesi Kararı

Etkin Pişmanlık

Dava Zamanaşımı Süresi

Görevli Mahkeme

Uyuşturucu kullanma veya bulundurma suçu nedir?


Uyuşturucu kullanma veya bulundurma suçu olarak ifade edilen suç TCK m.191’de “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak” başlığı ile düzenlenmiştir.

TCK m.191 kapsamında suçun faili kullanmak için uyuşturucu madde satın alan, kabul eden, bulunduran ya da kullanan kişidir. Fail bakımından herhangi bir ayrım yapılmamış olup suçun faili herkes olabilir.

Suçun işlenebilmesi için aşağıda yer alan seçimlik hareketlerden birinin tamamlanması yeterlidir:

  • Kullanmak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak,
  • Kullanmak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde kabul etmek,
  • Kullanmak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak,
  • Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak.

Bu suçun oluşabilmesi için satın almak, kabul etmek ve bulundurmak fillerinde amacın uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi kabul etmek olması gerekir. Bu seçimlik hareketlerin kullanım amacı dışında gerçekleştirilmiş olması halinde TCK m.188 kapsamında belirtilen suç oluşmaktadır.

Uygulamada TCK m.188’de düzenlenen Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ile TCK m.191’de düzenlenen Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçunu bakımından hangi suçun oluştuğunu tespit edilebilmesi için uygulamada bazı kriterler getirilmiştir.

Uyuşturucu Madde Kullanma Amacının Tespiti- Kriterleri

Uyuşturucu madde kullanma veya bulundurma suçunda Kanun’da yer almayan ancak failin amacının ve suç tipinin belirlenmesi açısından yargı içtihatlarıyla bazı kriterler getirilmiştir. Buna göre fail tarafından gerçekleştirilen hareketlerin hangi suç kapsamında kaldığı belirlenmektedir.

  1. Failin Hareketleri
  2. Failin Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma alışkanlığı
  3. Failin ekonomik durumu
  4. Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin miktarı – çeşitliliği
  5. Uyuşturucu maddenin bulunduğu yer – bulunduruluş şekli

Yargıtay Kararı – CGK., E. 2017/473 K. 2018/667 T. 20.12.2018: “Suç konusu uyuşturucu maddenin sanığın vücuduna sarılı şekilde ele geçirilmesi, bu durumun sanığın suç konusu maddenin fark edilmesini ve ele geçirilmesini önlemeye yönelik bir çaba içerisinde olduğunu göstermesi, uyuşturucu maddenin miktar ve niteliği, tutanak düzenleyicisi tanıkların kimlik kontrolü yaptıkları sırada sanığın ellerinin titrediğini beyan etmeleri, uyuşturucu maddenin ele geçiriliş şekli ile kimlik kontrolü sırasında verdiği tepkinin, sanığın yasak bir eşya taşıdığının bilincinde olduğunu ve isteyerek hareket ettiğini göstermesi, Bitlis ili Hizan ilçesinde ikamet eden, tedavi olmak için Diyarbakır’a gitmek için Tatvan’a geldiğinde burada tesadüfen karşılaştığı ve tanımadığı bir kişiden ilaç olduğunu zannettiği bir maddeyi alıp para karşılığında Mersin’e götüreceğini, teslim ettikten sonra da tedavi olmak için Diyarbakır’a gideceğini beyan eden sanığın savunmalarının kendisini suç ve cezadan kurtarmaya yönelik olduğunun anlaşılması karşısında; sanığın hayatın olağan akışına uygun düşmeyen, taşıdığı maddenin uyuşturucu olduğunu bilmediğine ve kandırıldığına ilişkin savunmalarına itibar edilemeyeceğinin, suç konusu uyuşturucu maddeleri bilerek ve isteyerek nakletmek suretiyle atılı suçu işlediğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.”

Yargıtay Kararı – CGK., E. 2018/10 K. 2018/57 T. 20.2.2018: “Uyuşturucu madde bulundurma eyleminin, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu mu, yoksa uyuşturucu madde ticareti suçunu mu oluşturduğunun tespitinde belirgin rol oynayan husus, bulundurmanın amacıdır. Ceza Genel Kurulunun 15.06.2004 gün ve 107-136 ile 06.03.2012 gün ve 387-75 sayılı kararları başta olmak üzere bir çok kararında da belirtildiği üzere, uyuşturucu madde bulundurmanın, hangi maksada matuf olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması gereken ve öğreti ile uygulamada da kabul görmüş olan bazı kriterler bulunmaktadır.

Bunlardan ilki; failin bulundurduğu uyuşturucu maddeyi başkasına satma, devir veya tedarik etmek hususunda herhangi bir davranış içine girip girmediğidir.

İkinci kriter, uyuşturucu maddenin bulundurulduğu yer ve bulunduruluş biçimidir. Kişisel kullanım için uyuşturucu madde bulunduran kimse, bunu her zaman kolaylıkla erişebileceği bir yerde, örneğin genellikle evinde veya iş yerinde bulundurmaktadır. Buna karşın uyuşturucunun ev veya iş yerine uzakta, çıkarılıp alınması güç ve zaman gerektiren depo, mağara, samanlık gibi bir yere gizlemesi kullanma dışında bir amaçla bulundurulduğunu gösterebilir. Yine, uyuşturucunun çok sayıda özenli olarak hazırlanmış küçük paketçikler halinde olması, her paketçiğin içine hassas biçimde yapılan tartım sonucu aynı miktarda uyuşturucu madde konulmuş olması, uyuşturucu maddenin ele geçirildiği yerde veya yakınında, hassas terazi ve paketlemede kullanılan ambalaj malzemelerinin bulunması, kullanım dışında bir amaçla bulundurulduğu hususunda önemli belirtilerdir.

Üçüncü kriter de, bulundurulan uyuşturucu maddenin çeşit ve miktardır. Uyuşturucu madde kullanan kimse genelde bir ya da benzer etki gösteren iki değişik uyuşturucu maddeyi bulundurur. Bu nedenle değişik nitelikte ve farklı etkileri olan eroin, kokain, esrar ve amfetamin içeren tabletleri birlikte bulunduran sanığın bunları satmak amacıyla bulundurduğu kabul edilebilir. Kişisel kullanım için kabul edilebilecek miktar, kişinin fiziksel ve ruhsal yapısı ile uyuşturucu veya uyarıcı maddenin niteliğine, cinsine ve kalitesine göre değişiklik göstermekle birlikte, Adli Tıp Kurumunun mütalaalarında esrar kullananların her defasında 1-1,5 gram olmak üzere günde üç kez esrar tüketebildikleri bildirilmektedir. Esrar kullanma alışkanlığı olanların bunları göz önüne alarak, birkaç aylık ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda esrar maddesini ihtiyaten yanlarında veya ulaşabilecekleri bir yerde bulundurabildikleri de adli dosyalara yansıyan ve bilinen bir husustur. Buna göre, esrar kullanan faillerin olağan sayılan bu süre içinde kişisel olarak kullanıp tüketebilecekleri miktarın üzerinde esrar maddesi bulundurmaları halinde, bulundurmanın kişisel kullanım amacına yönelik olmadığı kabul edilmelidir.”

Uyuşturucu Kullanma veya Bulundurma Suçu Nitelikli Halleri

TCK m.191 kapsamında failin özelliğine göre bir nitelikli hal getirilmemiştir. Ancak suçun işlendiği yer cezada artırım sebebi olarak düzenlenmiştir.

TCK m.191/10: “Birinci fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

Dolayısıyla suçun madde metninde belirtilen yerlerde işlenmesi halinde verilecek cezada yarı oranında artırım yapılacaktır.

Kamu Davasının Ertelenmesi Kararı

TCK m.191 kapsamında suçu işlediği iddia edilen kişiler hakkında soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından kamu davasının ertelenmesi kararı verilecektir. Burada Cumhuriyet savcısının takdir yetkisi yoktur.

TCK m.191/2: “Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/18 md.) Erteleme kararı kolluk birimlerine de bildirilir.”

TCK m.191/3: Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre denetimli serbestlik müdürlüğünün teklifi üzerine veya resen Cumhuriyet savcısının kararı ile altışar aylık sürelerle en fazla iki yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir. Cumhuriyet savcısı, erteleme süresi zarfında uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığını tespit etmek için yılda en az iki defa şüphelinin ilgili kuruma sevkine karar verir.”

TCK m.191 kapsamında kamu davasının ertelenmesine karar verilmesinin ardından kişinin erteleme süre zarfında kendisine belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmaması gerekmekte olup aksi halde fail hakkında kamu davası açılabilecektir.

TCK m.191/4: “Kişinin, erteleme süresi zarfında; a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi, b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması, c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, hâlinde, hakkında kamu davası açılır.

Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.”

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus kamu davasının açılmasından sonra TCK m.191 kapsamında suç işlenmesi halinde bu yeni bir suç olacağından doğrudan soruşturma açılacak olup kamu davasının ertelenmesi kararı verilmeyecektir.

Failin erteleme süre zarfında yükümlülüklerine uygun davranması halinde erteleme süresinin sonunda KYOK kararı verilecektir.

Etkin Pişmanlık

Uyuşturucu ve uyarı madde suçları kapsamında TCK m.192’dde etkin pişmanlık hükümleri düzenlenmiş olup kullanma ve bulundurma suçu bakımından da uygulanabilecektir. Buna göre,

TCK m.192/2: “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.”

TCK m.192/3: Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.”

TCK m.192/4: “Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz.”

Maddenin 3.fıkrası kapsamında etkin pişmanlık hükümleri en geç hüküm verilmeden önce gerçekleşmesi gerekmektedir.

Dava Zamanaşımı Süresi

Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma veya bulundurma suçu şikayete tabi olmayıp re’sen soruşturulur. İlgili suçun dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Dolayısıyla suçun işlendiği tarihten itibaren 8 yıl geçmesi halinde fail hakkında kamu davası açılamayacaktır.

Görevli Mahkeme

Görevli mahkeme ceza miktarına göre belirlenmektedir. Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçunun temel şekli 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası olduğundan görevli mahkeme asliye ceza mahkemeleridir.

Randevu almak ve danışmak için dilerseniz bize 7/24 e-posta adresimiz ya da web sitemizde yer alan iletişim numaraları üzerinden ulaşabilirsiniz. ucelhukukburosu.1@gmail.com

İŞ HUKUKU

İş Hukuku Nedir?

İş hukuku, işçi ile işveren arasındaki ilişkileri düzenleyen, çalışma hayatını ve sosyal güvenlik haklarını korumayı amaçlayan bir hukuk dalıdır. Türkiye’de iş hukuku, 4857 sayılı İş Kanunu başta olmak üzere birçok kanun, yönetmelik ve tüzük ile düzenlenmiştir. İş hukuku, bireysel iş hukuku ve toplu iş hukuku olmak üzere iki temel başlığa ayrılır.

İş Hukukunun Temel İlkeleri

İşçinin Korunması İlkesi: İş hukukunun temel amacı, işçiyi korumaktır. Bu ilke, işçinin ekonomik olarak işverene kıyasla daha zayıf durumda olmasından kaynaklanır.

Eşitlik İlkesi: İşveren, işçiler arasında ayrım yapamaz ve eşit davranma yükümlülüğüne sahiptir. Bu, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesinde düzenlenmiştir.

Emredici Kurallar İlkesi: İş hukuku kuralları genelde emredicidir ve işçi aleyhine değiştirilemez. Örneğin, asgari ücretin altında ödeme yapılamaz.

İş Sağlığı ve Güvenliği: İş yerlerinde işçilerin sağlığını ve güvenliğini korumak amacıyla alınması gereken önlemler ve uyulması gereken kurallar bulunmaktadır.

İş Hukukunda Bireysel İş İlişkileri

İş Sözleşmesi: İşçi ile işveren arasında yapılan sözleşme iş ilişkisinin temelini oluşturur. İş sözleşmesi yazılı veya sözlü yapılabilir, ancak belirli durumlarda yazılı yapılması zorunludur.

Çalışma Süreleri: Haftalık çalışma süresi, 4857 sayılı Kanun’a göre en fazla 45 saat olarak belirlenmiştir. Fazla mesai, bu sürenin aşılması durumunda uygulanır ve işçiye %50 zamlı ödeme yapılır.

Ücret ve Tazminatlar: İşçinin emeği karşılığında aldığı ücret, yasal düzenlemelerle koruma altına alınmıştır. İşçi, iş sözleşmesinin haklı nedenlerle feshedilmesi durumunda kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanabilir.

Haklı Nedenle Fesih Sebepleri ve Kıdem Tazminatı

İşçi ve işveren, iş sözleşmesini haklı nedenlerle feshedebilir. Haklı fesih nedenleri, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. ve 25. maddelerinde düzenlenmiştir.

İşçi İçin Haklı Fesih Nedenleri

Sağlık Sebepleri: İşçinin sağlığını tehdit eden iş koşulları ya da işverenin işçiye bulaşıcı hastalığı olan kişilerle çalıştırması.

Ahlak ve İyiniyet Kurallarına Aykırılık: İşverenin işçiye hakaret etmesi, cinsel tacizde bulunması, ücrete ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmemesi.

Zorlayıcı Sebepler: İş yerinde meydana gelen zorlayıcı sebepler nedeniyle işin yapılamaz hale gelmesi.

İşçinin ücretlerinin (ücret alacağı, fazla mesai, hafta tatili alacağı, ulusal bayram genel tatil alacağı vs. ) eksik ya da hiç ödenmemesi, mobbing, yıllık izin hakkının kullandırılmaması veya eksik kullandırılması gibi hususlarda bulunmaktadır.

İşveren İçin Haklı Fesih Nedenleri

Sağlık Sebepleri: İşçinin sağlık durumu nedeniyle sürekli olarak işini yapamaması.

Ahlak ve İyiniyet Kurallarına Aykırılık: İşçinin işverene veya diğer işçilere hakaret etmesi, hırsızlık yapması, işyerine sarhoş ya da uyuşturucu etkisi altında gelmesi.

Zorlayıcı Sebepler: İşçinin işyerine gelmesini engelleyen uzun süreli zorlayıcı sebepler.

Kıdem Tazminatına Hak Kazanma Şartları

İşçinin en az 1 yıl çalışmış olması gerekmektedir.

İş sözleşmesi, haklı fesih sebeplerine dayanılarak ya da işveren tarafından haksız bir şekilde feshedilmiş olmalıdır.

Kadın işçi, evlilik nedeniyle iş sözleşmesini feshettiğinde; erkek işçi, askerlik nedeniyle işten ayrıldığında kıdem tazminatına hak kazanır.

İşçinin emeklilik hakkı kazanarak işten ayrılması.

İş Hukukunda Toplu İş İlişkileri

Toplu İş Sözleşmesi: İşveren ve işçi sendikaları arasında yapılan ve çalışma koşullarını belirleyen sözleşmedir.

Grev ve Lokavt: İşçilerin haklarını savunmak için işi bırakmaları (grev) ve işverenin işçileri topluca çalıştırmama kararı alması (lokavt), toplu iş hukukunun önemli unsurlarıdır.

İş Hukuku ile İlgili Önemli Kararlar

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi – Eşit Davranma İlkesi Kararı

Yargıtay, bir işverenin eşitlik ilkesine aykırı davranarak işçiler arasında ayrım yapmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi – İş Güvencesi Hakkı Kararı

İşçinin haksız fesih durumunda işine iade edilmesi gerektiğine ve iş güvencesinin temel bir hak olduğuna hükmedilmiştir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi – Fazla Mesai Ücreti Kararı

Fazla mesai alacaklarının ispatı konusunda işçinin yazılı delil sunma zorunluluğu olmadığı, tanık beyanlarının da dikkate alınabileceği belirtilmiştir.

İş Sağlığı ve Güvenliği – Örnek Olay Kararı

Bir iş yerinde işverenin iş güvenliği önlemlerini almadığı gerekçesiyle ölümlü kazada sorumluluğu bulunduğuna karar verilmiştir.

Sonuç

İş hukuku, hem işçilerin haklarını korumayı hem de işverenlerin yükümlülüklerini belirlemeyi hedefler. Çalışma hayatında karşılaşılabilecek hukuki sorunların çözümü için bu alandaki mevzuatın ve yargı kararlarının iyi bilinmesi büyük önem taşır. Haklı fesih nedenleri ve kıdem tazminatı gibi önemli konular hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için uzman bir avukata danışmanız tavsiye edilir.

BANKA PROMOSYONLARI

Günümüzde sıkça tartışılan konulardan biri de işverenin banka promosyonlarının işçiye ödenmemesi hususudur. Bu konuyla ilgili aşağıda detaylı belirteceğimiz üzere bir çok karar mevcuttur.

Banka Promosyonları Hakkında Bilgilendirme

Son yıllarda şirketler ve kamu kurumları, çalışanların maaşlarını belirli bankalar aracılığıyla ödemek için bankalarla protokoller imzalamaktadır. Bu protokoller kapsamında bankalar, maaş ödeme hizmetini kendilerinden alma karşılığında şirketlere veya kamu kurumlarına belirli bir miktar promosyon ödemesi yapar.

Peki, bu banka promosyonları çalışanlara ödenmeli mi? Bu konuda hukuki durum nasıldır? Aşağıda bu konuya ilişkin detaylı bir açıklama bulabilirsiniz.

Banka Promosyonları Nedir?

Banka promosyonları, bir şirketin veya kurumun maaş ödemelerini belirli bir banka ile yapması karşılığında bankanın şirkete veya kuruma ödedigi toplu paradır. Bu ödemelerin amacı, maaş ödemesi yapan işvereni banka müşterisi olarak kazanmak ve hesap hareketlerinden faydalanmaktır.

Hukuki Durum

Banka promosyonlarının çalışanlara ödenip ödenmeyeceği konusunda hukuki durum bazını işçi- işveren ilişkisine dair mevzuattan alır:

Promosyonların Kaynağı ve Amacı: Banka promosyonları genellikle işveren ile banka arasındaki bir ticari işlemden doğduğu için, bu miktarın tamamen işverene ait olduğu düşünülebilir. Ancak, maaş hesapları için ödenen promosyonların işçinin ücreti üzerinde hak doğurabileceği düşünülmektedir.

4857 Sayılı İş Kanunu:

İşçinin alacak hakkı, iş sözleşmesi veya işyerindeki uygulamalara dayanıyorsa, banka promosyonları da işçinin ücretin eki sayılabilir.
İşçi, İş Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca ücretini tam ve zamanında alma hakkına sahiptir. Banka promosyonlarının işçiye ödenmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir.
Türk Borçlar Kanunu (TBK):

İşçi-işveren arasındaki sözleşmelerde dürüstlük kuralı ve hakkaniyet esastır (TBK md. 2). İşveren, banka promosyonlarını işçiye aktarmamakla işçinin menfaatine aykırı hareket etmiş olabilir.

Yargı Kararları:

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2007 tarihli bir kararında (2007/36387 E. ve 2007/32535 K.), banka promosyonlarının işverenin malvarlığına dahil olduğu ve işçinin bu promosyonlar üzerinde doğrudan bir hakkı bulunmadığı ifade edilmiştir.

Ancak, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin bir kararında (2015/4409 E. ve 2016/9626 K.), işyerinde banka promosyonlarının çalışanlara ödenmesi yönününün yerleşik bir uygulama haline gelmesi durumunda, bu uygulamanın devam etmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Ücretin Eki Olarak Promosyonlar: Çalışanların maaşları üzerinden hesaplanan promosyonlar bazı durumlarda ücretin eki niteliğinde görülebilir. Bu durumda, işverenin banka promosyonlarını çalışanlara ödemesi gerektiği düşünülebilir.

Banka Promosyonları İle İlgili İzlenebilecek Yollar

Eğer çalışan, banka promosyonlarının kendisine ödenmesi gerektiğini düşünüyorsa, aşağıdaki yolları izleyebilir:

Yazılı Talepte Bulunma:

Çalışan, işverene yazılı olarak banka promosyonlarının kendisine ödenmesini talep edebilir.

Arabuluculuk:

Talep reddedilirse, iş mahkemelerinde dava açmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunludur.

Dava Açma:

Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamaması durumunda, iş mahkemesinde alacak davası açılabilir.

Sonuç

Banka promosyonları, maaş ödemeleriyle doğrudan bağlı olması nedeniyle çalışanların hakkı olabilecek bir gelir kalemidir. Ancak, promosyon ödemelerinin işçiye aktarılması öncelikle işveren ile banka arasındaki anlaşmaya ve işyerindeki yerleşik uygulamalara bağlıdır. Bu konuda hak iddia etmek isteyen çalışanların öncelikle uzman bir hukukçudan destek alması tavsiye edilir.

Detaylı bilgi ve destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.