
25/12/2025 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANAN TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (11. YARGI PAKETİ) İLE GELEN DÜZENLEMELER NELERDİR?
5237 Sayılı Tük Ceza Kanunu (TCK) ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu(CMK) ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (İnfaz Kanunu)
5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri hakkında Kanun’da yapılan düzenlemeler ceza hukukunu ilgilendirdiğinden bu başlık altında incelenecektir.
5235 s. Kanun m.12’de yer alan “nitelikli dolandırıcılık (m. 158),” ibaresi kaldırılmıştır. Dolayısıyla artık nitelikli dolandırıcılık suçu ağır ceza mahkemelerinin görevi kapsamından çıkarılarak asliye ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Suçun mahiyeti ve öngörülen ceza sınırı gözetildiğinde nitelikli dolandırıcılık suçunun ağır ceza mahkemelerinin görev alnından yargı yükünün azaltılması amacıyla çıkarılmasının isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Halihazırda görülmekte olan davalar bakımından ise Kanun’a Geçici Madde 7 eklenmiştir: “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte ağır ceza mahkemelerinde görülmekte olan davalarda veya istinaf ya da temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarda nitelikli dolandırıcılık (m. 158) suçlarına bakan mahkemenin görevinin bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştiği gerekçesiyle görevsizlik veya bozma kararı verilemez. Bu davalara kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki göreve ilişkin kurallara göre bakılmaya devam olunur.” Denilerek görülmekte olan davalar bakımından görevli mahkeme ağır ceza mahkemesi olacağı ifade edilmiştir.
Türk Ceza Kanunu
I. TCK m.32 – m.57
TCK m.32/2’de yer alan düzenleme “Akıl Hastalığı” başlığı altında ceza sorumluluğunu etkileyen halleri düzenler. 11. Yargı Paketi ile bu maddenin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yapılan değişiklik, teknik olarak küçük bir kelime değişimi gibi görünse de uygulama açısından “takdir yetkisinden” “yasal zorunluluğa” geçişi ifade eder. Bu fıkra, kişinin işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olduğu (tamamen ortadan kalkmadığı) durumları kapsar. Maddenin eski halinde “güvenlik tedbirine hükmolunabilir.” İbaresi yer alırken yeni düzenleme ile “Kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.” Denmek suretiyle hâkimin takdir yetkisi kaldırılmış ve bu hallerde de güvenlik tedbirine hükmolunacağı ifade edilmiştir. Artık hâkim, 32/2 kapsamında ceza indirimi yaptığı bir sanık için “akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine” (TCK m. 57) karar vermek zorundadır.
TCK’nin 57 nci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş ve altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
“Ancak, hakkında 32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları için kurumda geçirilecek süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda bir yıldan, üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda ise altı aydan az olamaz.”
TCK 32/1 kapsamında “tam akıl hastalığı” nedeniyle ceza sorumluluğu olmayan kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmediliyordu. Kişi hastaneye yattıktan sonra, sağlık kurulu “iyileşti” veya “tehlikeliliği kalmadı” raporu verdiği anda mahkeme kararıyla hemen tahliye edilebiliyordu. Teorik olarak, çok ağır bir suç işleyen bir kişi, 1 ay sonra rapor alıp serbest kalabilirdi. Artık doktor raporu “iyileşti” dese bile, ceza miktarı gözetilerek kişinin kurumda geçirmesi gereken mutlak asgari süreler belirlendi.
Ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis gerektiren suçlarda: En az 1 YIL.
Üst sınırı 10 yıldan fazla hapis gerektiren suçlarda: En az 6 AY.
II. TCK m.75- Önödeme
TCK’nin 75 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“2. Hakaret (üçüncü fıkranın (a) bendi hariç, madde 125),”
Hakaret suçu (kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret hariç), uzlaştırma kapsamından çıkarılarak Önödeme kapsamına dahil edildi. Artık şüpheliye bir tebligat gönderilir. Şüpheli, yasada belirlenen (günlük adli para cezasının alt sınırı üzerinden hesaplanan) bedeli devlet hazinesine öderse, hakkında dava açılmaz ve soruşturma takipsizlikle sonuçlanır. Kamu görevlisine karşı, görevinden dolayı işlenen hakaret suçu bu düzenlemenin dışında tutulmuştur. Bu suç tipinde ne uzlaştırma ne de önödeme uygulanır; doğrudan kamu davası açılır.
III. TCK’nin 89-155-170 ve 220. Maddeleri – Ceza miktarlarının Düzenlenmesi
TCK m.89/1 taksirle yaralama suçunun basit halini oluşturmaktadır. Kanun’da öngörülen ceza 3 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası idi. Cezanın alt ve üst sınırında değişiklik yapılarak ceza 4 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası olarak değiştirildi. Madde 89/4’te ise birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verilmesi hali düzenlenmiş olup burada da 6 aydan 3 yıla kadar olan hapis cezası 9 aydan 5 yıla çıkarıldı. Bu da artık taksirle yaralama suçlarında sanığın asgari süre de olsa kapalı cezaevine girmesi ihtimalini oldukça güçlendirmiştir.

TCK m.155’te düzenlenen güveni kötüye kullanma suçuna 3.fıkra eklenmeden önce suçun konusunun “taşıt” olması özel bir artırım sebebi değildi. Temel fıkra (m. 155/1 veya 2) üzerinden ceza veriliyordu. Maddeye 3. fıkra eklendi: Suçun konusu motorlu kara, deniz veya hava taşıtı ise ceza 1 kat artırılır.
TCK m.170 – Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması suçunda kontrolsüz silah kullanımına karşı yaptırımlar ağırlaştırıldı. 6 aydan 3 yıla kadar olan temel ceza 1 yıldan 5 yıla çıkarıldı. 1.fıkraya eklenen düzenleme ile Ses ve gaz fişeği atan silahlarla ateş açılmasına 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası getirildi. Ayrıca maddeye eklenen 2.fıkra uyarınca suçun kişilerin toplu olarak bulunduğu yerlerde (düğün, konser, meydan vb.) işlenirse ceza yarı oranında artırılır.
TCK m.220 – Suç Örgütü Kurma ve Yönetme başlıklı maddesinde birinci fıkrasında yer alan “dört yıldan sekiz yıla” ibaresi “beş yıldan on yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “dört yıla” ibaresi “beş yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “dörtte birinden yarısına kadar” ibaresi “yarısı oranında” şeklinde değiştirilmiş ve beşinci fıkrasına birinci cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması halinde, örgüt yöneticilerine yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır.”
Örgüt Kurma/Yönetme: 4-8 yıldı. 5 yıldan 10 yıla çıkarıldı.
Üyelik: Üst sınır 4 yıldı. Üyelik: Üst sınır 5 yıla çıkarıldı.
Silahlı Örgüt: 1/4’ten 1/2’ye kadar artırım vardı. Artırım sabitlenerek Yarı oranında yapıldı.
Bunlarında yanında eklenen yeni madde ile Örgüt faaliyetinde çocuklar araç olarak kullanılırsa, yöneticinin cezası yarıdan bir katına kadar artırılır. Bu düzenleme, suç örgütlerinin cezai ehliyeti olmayan çocukları kullanarak eylem yapmasını (torbacılık, kuryelik vb.) ağır bir yaptırıma bağlamıştır.
IV. TCK m.223- Ulaşım Araçlarının Hareketinin Engellenmesi, Kaçırılması veya Alıkonulması
TCK m. 223’te yapılan bu değişiklik, hem suçun kapsamını genişletiyor hem de cezaları ulaşım aracının türüne (kara, deniz, demiryolu, hava) göre kademelendirerek daha ağır yaptırımlar öngörüyor. Özellikle “hareketin engellenmesi” fiilinin başlığa ve metne eklenmiştir. Suçun adı “Ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması” idi. Odak noktası aracın zorla bir yere götürülmesi veya tutulmasıydı. Başlığa “hareketinin engellenmesi” ibaresi eklendi. Artık aracın bir yere kaçırılmasına gerek yok; sadece olduğu yerde hareket etmesini engellemek veya seyir halindeyken durdurmak da bu spesifik suçun kapsamına net bir şekilde dahil edildi.
Yeni metin, ulaşım araçlarını toplumsal risk ve operasyonel zorluk derecesine göre üç gruba ayırarak cezaları artırmıştır:
| Araç Türü | Eylem: Engelleme / Durdurma | Eylem: Başka Yere Götürme (Kaçırma) |
| Kara Aracı | 1 Yıldan 3 Yıla Hapis | 2 Yıldan 5 Yıla Hapis |
| Deniz / Demiryolu | 3 Yıldan 7 Yıla Hapis (Genel) | 3 Yıldan 7 Yıla Hapis (Genel) |
| Hava Aracı | 5 Yıldan 10 Yıla Hapis | 7 Yıldan 12 Yıla Hapis |
Maddenin en çok tartışılan ve hukuk devleti ilkesi açısından önem arz eden kısmı son fıkradır. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu (2911 s.K.) kapsamında yapılan eylemlerde yolun trafiğe kapanması gibi durumlarda, bu madde ile 2911 sayılı Kanun arasındaki ilişki yargı kararlarıyla çözülmeye çalışılıyordu. Kanuna açık bir hüküm eklendi: Usulüne uygun düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında kara, deniz veya demiryolu aracının hareketinin engellenmesi bu suçu oluşturmayacaktır.
Ceza Muhakemesi Kanunu

I. CMK m.128/A – Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma
CMK’ya yeni eklenen 128/A maddesi, bilişim yoluyla işlenen finansal suçlarla mücadelede “hız” sorununu kökten çözmeyi amaçlayan, ceza muhakemesi hukukumuza “dinamik müdahale” imkanı getiren bir düzenlemedir. Özellikle dolandırıcılık ve siber hırsızlık vakalarında paranın dakikalar içinde onlarca farklı hesaba (veya kripto cüzdana) dağıtılması, eski usul elkoyma mekanizmalarını (CMK 128) işlevsiz bırakıyordu. Bu madde, bu hıza yanıt vermek için tasarlanmıştır. Madde metni aşağıdaki şekildedir:
“(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;
a) Nitelikli hırsızlık (madde 142, fıkra iki, bent e),
b) Nitelikli dolandırıcılık (madde 158, fıkra bir, bent f ve l),
c) Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (madde 245),
suçlarının işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın kırksekiz saate kadar askıya alınmasına ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından karar verilebilir.
(2) Askıya alma işlemi ve hesap hareketleri, ilgili malî kurum tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir. Askıya alma işlemi ayrıca hesap sahibine de bildirilir. Hesap sahibi, askıya alma işleminin kaldırılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvurabilir. Cumhuriyet savcısı, başvuru hakkında yirmidört saat içinde karar verir.
(3) Askıya alma işlemi tamamlanmadan suça konu menfaatin başka bir malî kuruma transfer edildiğinin tespit edilmesi halinde bu durum, askıya alma işleminin yapılabilmesi için banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından ilgili malî kuruma gecikmeksizin bildirilir.
(4) Birinci fıkra uyarınca malî kurum tarafından askıya alınan veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine askıya alınan hesapta bulunan suça konu menfaate hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle askıya alma süresi içinde elkonulabilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkar. Bu madde hükümlerine göre elkoyma işlemi yapılabilmesi bakımından 128 inci maddede belirtilen rapor alma şartı aranmaz.
(5) Elkonulan suça konu menfaat, suçtan zarar gören mağdura ait olduğunun anlaşılması halinde soruşturma veya kovuşturma evresinde sahibine iade edilir.
(6) Bu madde uyarınca askıya alma işlemine karar veren gerçek ve tüzel kişiler, hukukî bakımdan sorumlu tutulmaz.
(7) Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısından istenen bilgi veya belgenin on gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunludur. İstenen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısına elli bin Türk Lirasından üç yüz bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.”
CMK 128 uyarınca bir hesaba elkonulabilmesi için ilgili kurumlardan (MASAK, BDDK, SPK vb.) rapor alınması gerekiyordu. Bu raporların gelmesi haftalar sürüyordu. Bankalar, yargı kararı olmadan hesabı dondurduklarında “ticari itibarın zedelenmesi” veya “tazminat sorumluluğu” korkusuyla hareket edemiyordu. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının (borsaların) statüsü ve müdahale yetkisi net değildi. Savcılık kararı bankaya ulaşana kadar para çoktan kripto cüzdanlara veya yurt dışı hesaplarına kaçırılmış oluyordu. Artık yeni düzenleme ile Banka, ödeme kuruluşu veya kripto borsası, makul şüphe gördüğü anda (örneğin bir hesaba olağan dışı ve şüpheli bir para girişi olduğunda) hesabı 48 saat boyunca dondurabiliyor. Elkoyma işlemi için rapor zorunluluğu aranmıyor. Düzenleme sadece bankaları değil, kripto varlık hizmet sağlayıcılarını da açıkça sorumlu ve yetkili kılıyor.
Suçlar sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmıştır. Bunlar: Bilişim sistemleri kullanılmak suretiyle nitelikli hırsızlık, Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarıdır. Esasen bu düzenleme mülkiyet hakkına bir müdahaledir; ancak bilişim suçlarındaki “kamu yararı” ve “zararın önlenmesi” zorunluluğu bu müdahaleyi meşrulaştıran temel argümandır.
II. CMK m.250 – Seri Muhakeme Usulü
Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “(madde 170)” ibaresi “(madde 170, birinci ve üçüncü fıkra)” şeklinde değiştirilmiştir. Dolayısıyla Sadece m. 170’in birinci ve üçüncü fıkraları seri muhakeme kapsamında kaldı. M.170/2’de düzenlenen suçun toplu yerlerde işlenmesi hali kapsam dışı bırakıldı.
III. CMK m.253 – Uzlaştırma
TCK 155’teki güveni kötüye kullanma suçunun tamamı uzlaştırma kapsamındaydı. Yeni ihdas edilen üçüncü fıkra (Suçun konusunun taşıt olması) uzlaştırma kapsamından çıkarıldı. Dolayısıyla arabanızı kiralayıp kaçıran veya emanet alıp satmaya çalışan kişiyle artık “uzlaşma” masasına oturamayacaksınız; bu kişi doğrudan kamu davası ile yargılanacak. CMK 253/3’te yapılan değişiklikle, hakaret suçu (TCK 125) tamamen bu listeden çıkarıldı. TCK m.75’te yapılan düzenleme ile önödeme kapsamına alındı.
Ayrıca fıkraya bu cümle eklenmiştir: “Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.”
Normalde, uzlaştırma kapsamındaki bir suç, kapsam dışı bir suçla birlikte işlenirse uzlaştırma yapılamazdı. Ancak yeni düzenleme ile eğer bir suç Önödeme kapsamındaysa (örn: Hakaret) ve diğeri Uzlaştırma kapsamındaysa (örn: Basit Yaralama) ve bunlar aynı kişiye karşı işlenmişse; artık “önödeme var diye uzlaştırma yapılamaz” kuralı işlemeyecek. Uzlaştırma kapsamındaki suç için süreç işletilecek.
Ayrıca uzlaşmanın sağlanmış olduğu dosyalar bakımından CMK’ye Geçici Madde 8 eklenmiştir: “Soruşturma veya kovuşturma evresinde olup da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla uzlaşmanın sağlanmış olduğu dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır.” Diğer bir deyişle Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla “uzlaşmanın sağlanmış olması” durumunda rapor imzalandıysa artık kanun değişti önödeme kapsamına alındı denilemeyecek, ancak uzlaştırmacı atanmış ama eğer dosya uzlaştırmacıdaydı ama taraflar henüz raporu imzalamadıysa (yani uzlaşma henüz sağlanmadıysa), bu geçici madde devreye girmez. Bu durumda dosya uzlaştırmacıdan geri çekilir ve savcılık tarafından Yeni Önödeme (TCK 75/6-a-2) kuralları uygulanır.
IV. CMK m.280- Bölge Adliye Mahkemesinde İnceleme ve Kovuşturma
Yapılan değişiklikle Bölge Adliye Mahkemelerinin (BAM) yetkisi genişletilmiştir. Eski düzenlemede BAM m. 289/1 (g) ve (h) bentleri söz konusu olduğunda dosyayı yerel mahkemeye bozarak gönderemiyordu.
(g) Bendi: Hükmün gerekçeyi içermemesi.
(h) Bendi: Savunma hakkının sınırlandırılmış olması.
Yani Eğer yerel mahkeme kararında hiç gerekçe yazmamışsa veya sanığın savunma hakkını ağır şekilde kısıtlamışsa; BAM dosyayı “bu eksikleri gider” diye geri gönderemiyor, mecburen duruşma açıp bu eksikliği bizzat kendisi gidermek zorunda kalıyordu. Ayrıca BAM bu düzenlemenin aksine dosyayı bozarak ilk derece mahkemesine gönderirse bu durumda yapılan yargılamalar görevsiz mahkemeler tarafından yapmış sayılarak Yargıtay tarafından bozma kararı veriliyor ve yargılamaların haddinden fazla uzamasına sebebiyet veriyordu.
Yeni düzenleme ile Artık BAM, yerel mahkeme kararında gerekçe yoksa (m. 289/1-g) veya savunma hakkı kısıtlanmışsa (m. 289/1-h), dosyayı doğrudan BOZABİLECEK ve yeniden görülmek üzere yerel mahkemeye geri gönderebilecektir.
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (İnfaz Kanunu)
İnfaz Kanunu Geçici 10.maddesinde değişiklikler yapılmıştır. Geçici 10. madde, hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna ayrılma ve denetimli serbestlikten erken yararlanma şartlarını düzenliyordu. Yapılan değişiklikle, aşağıdaki suçları işleyenlerin bu “istisnai ve kolaylaştırılmış” infaz rejiminden yararlanması engellenmiştir:
Kasten Öldürme (TCK 82/1-d, e, f): Üstsoy, altsoy, eş, boşandığı eş, çocuk veya hamile olduğu bilinen kadına karşı işlenen nitelikli öldürme suçları artık Geçici 10. madde avantajlarından yararlanamayacak.
Deprem Kaynaklı Ölümler: Deprem nedeniyle yıkılan veya hasar gören binalardaki ölümlerden sorumlu olanlar (müteahhitler, yapı denetim sorumluları vb.) bu madde kapsamındaki infaz avantajlarının tamamen dışına itilmiştir.
Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar: TCK 102, 103 ve 104/2-3 (çocukların cinsel istismarı ve nitelikli cinsel saldırı) suçları artık Geçici 10. madde kapsamındaki erken tahliye veya açık cezaevi geçişlerinden faydalanamayacak.
Ayrıca “Tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle” ibaresi eklenerek, belirleyici kriterin “suçun işlenme tarihi” olduğu yasal olarak düzenlendi. Bu, derdest (devam eden) dosyalar ve infazı süren tüm dosyalar için hukuki belirlilik sağladı. Suç tarihi esas alınarak halihazırda yargılaması devam eden dosyalar bakımından da uygulanmasının önü açılmıştır.
Örneğin bir kişinin, 2023 yılı Temmuz ayı öncesinde (kanunun belirlediği sınır tarih) “Nitelikli Hırsızlık” (TCK 142) veya “Resmi Evrakta Sahtecilik” (TCK 204) suçundan 6 yıl hapis cezası aldığını ve cezasının kesinleştiğini varsayalım. Hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik gibi suçlar; yeni düzenlenen “istisna” listesinde (kasten öldürme, cinsel suçlar, deprem suçları vb.) yer almaz. Suç, kanunda belirtilen tarihten önce işlenmiştir ve Hükümlü cezaevinde disiplin suçu işlememiş, “iyi halli” biridir. Bu durumda Çok daha kısa bir sürede (veya doğrudan) açık cezaevine ayrılabilir, Koşullu salıverilmesine 3 yıl veya daha fazla süre kala denetimli serbestliğe ayrılarak tahliye olabilir.
